
Ölüleri kötü ruhlardan korunmak da çok önemliydi. Çin’in ilk imparatoru olan Qin Xi Huang Ti’nin mezarının yanına gömülmüş, gerçek boyutlardaki figürlerden oluşan terracotta/pişmiş kil askerler ordusu, onu ölümünden sonra kötü ruhlardan korumak üzere hazırlanmıştı.
Beijing’in kuzeyindeki Shisangling’deki Ming İmparator Mezarları’na giden, adına Ruhlar Yolu denen, yedi kilometre uzunluğundaki yolun iki yanına sıralanmış, mezarları ve imparatorları ölümden sonraki yaşamlarında korumak amaçlı yerleştirilmiş çok sayıda insan ve hayvan biçiminde heykel vardır. 12 Ming imparatoru, 1400’lerden itibaren buraya gömülmüşlerdi (1). Cesetler, başları güneye, ayakları kuzeye bakacak şekilde mezara konurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 1997.
- Çin’de yaşayan ilk halklar birçok doğa tanrısına ve tanrıçasına, ruhlara, iblislere inanırdı (2).
- MÖ 2953-2838 yılları arasında yaşayan Fu Hsi, ruhlara tapınmayı ve onlar için adak adanmasını örgütleyen ilk imparatordur. MÖ 2698-2598 yılları arasında yaşadığı düşünülen, Çinlilerin efsanevi imparatorlarından biri olan Huang Di, nam-ı diğer Sarı İmparator, Tanrıya tapınılması için içerisinde tütsü yakılan bir tapınak inşa ettirmiş; Dağlara, Nehirlere, Güneş’e, Ay’a ve beş gezegene tapmış; atalarından kalan törensel ibadetleri pekiştirmiştir, denir (3).
- Konfüçyüs (MÖ 551-479) tapınaklarında önemli rolü olan müziğin inanç dünyasındaki tarihi daha eskilere dayanır. Sarı İmparator’u takip eden İmparator Shao Hao (MÖ 2598-2514), ruh ve insan arasında ahenk kurmak için müziği kullandığı gibi, İmparator Chuan Hsü (MÖ 2514-2436) da, Tanrının eğlenmesi için müzik çaldırmıştır, denir. Müziğin, gök gürültüsünün taklit edilmesiyle ortaya çıktığına inanılır. Tanrının müzikten hoşlandığı inancı buna bağlıdır. Astronomiye ilgi duyan, “Tanrının hoşuna gidecek dansların” sergilenmesini sağlayan, yıldızlara danışan, davullarla ruhsal varlıklara hürmetlerini gösteren, ruhlar için kurbanlar verilmesi gerektiğini düşünen, Tanrıya armağan olarak ateşi sunan imparatorlar da olmuştur (4).
- Bu dönemlerin ilkel tektanrıcılığında Tanrı, bereket yağdırabildiği gibi, gereken cezayı da verir. Tanrının gökyüzünün ötesinde var olduğuna inanılır (5). Chou Hanedanı dönemi (MÖ 1122-255), Çin’in feodal çağıydı; imparatorluk, kendi içerisinde birçok tabi devlete ayrılmıştı. Bu dönemde çeşitli türlerde birçok koşuk yazılmış, bunlar Konfüçyüs tarafından Methiyeler adı altında bir araya getirilip düzenlenmiştir (6). Methiyeler’de Tanrı, insan suretinde ruhsal bir varlıktır. Buradaki ifadelerden ruhların, ölümlüler arasında özgürce hareket ettiğinin varsayıldığı anlaşılır (7).
- Methiyeler’de bahsi geçen Hou Chi, sıkıntılı veya tehlikeli durumlarda yardıma çağrılan, bazı durumlarda bir Yarı Tanrı gibi tapınılan bir şahsiyetti. Onu dünyaya getiren kadının bir kocası yoktu; Partenogenezle ilgili bir örnekti. Partenogenez, kendi kendine türeme, bazı böcek ve kuşlarda görülen döllenmemiş yumurtanın gelişmesiyle üreme, döllenmesiz çoğalma anlamına gelir ve dünya inanç tarihinde, bilindiği gibi, başka örnekleri de vardır (8). Hou Chi’nin halka tarım ve hayvancılık öğrettiği için ilahlaştırıldığı ve Tanrı ile birlikte yüzyıllar boyunca kendisine tapınıldığı düşünülür (9).
Yararlanılan Kaynaklar
- Çin İmparatorluğu, Philip Steele, İş Bankası Kültür Yayınları, 2012. Sayfa 36, 37.
- g.e., sayfa 12.
- Eski Çin’de Dinler, Herbert Allen Giles, Doğu Batı Yayınları, 2017. Sayfa 12.
- g.e., sayfa 13, 28.
- g.e., sayfa 16.
- g.e., sayfa 20.
- g.e., sayfa 21.
- g.e., sayfa 23.
- g.e., sayfa 24.


Leave A Reply