İsimsiz, Donald Judd, 1980. Judd bu tekrara dayalı, prefabrik eserinde alüminyum, renklendirilmiş sert plastik ve çelikten yapılmış, birbirinin aynısı 10 parçayı düzenlemiş, her parçayı aynı mesafe ve hacimle ayırmış ve galerinin duvarına düzenli aralıklarla yerleştirmiştir. Fotoğraf:www.tate.org
Frank Stella ile çalışmış olan Donald Judd (1928-1994), Minimalizm’in en önemli isimlerdendir. 1960’ların ortasında heykel terimini reddeder ve eserlerini obje olarak adlandırır. Çok geometrik, monoton bir tekrar, sonsuzluğa gidiş, endüstriyel malzeme kullanımı ve fabrikasyon parçaların montajı ile oluşan, gördüğümüzün ardında bir anlam aranmaması gereken eserler vermiştir.
Figür, mekan, doğa tanımları natüralist dilden kurtulup bir başka gerçeklikle betimlenmeye başlamıştı. Yüzyıllarca mekanlar tuvale aktarılmış, sıra plastiğin mekanı belirlemesine gelmişti. Sanatçı, artık yapıtlarının ya da biçeminin mekanını yaratmaya doğru gidiyordu. Paris ve New York’taki Mondrian atölyelerinde, biçeme koşut sanat yapıtları üretilir. İçine girip dolaşılabilen, üç boyutlu bir kavrayış etkili olmaya başlar. Mondrian, resmin ancak yeni bir plastik dünyada mimariye bağlı olarak yaşam alanı bulabileceğini söylemişti. Sanatçı zaman içinde mekansal düzenlemelerinde ya da yerleştirmelerinde sözünü söylemeye başladı. Artık, Enstalasyon/Yerleştirme Sanatı’nın temelleri atılmaktadır.
Donald Judd ve Carl Andre’nin eserlerinin çerçevesi ya da kaidesi yoktur. Bu gibi çalışmalar, sanat hakkındaki yerleşmiş fikirlerin bir çoğuna meydan okur. Formları bakımından basittirler, genel olarak sanat yapmaya uygun olmadığı düşünülen malzemelerden oluşurlar ve herhangi bir şeyi betimlemezler. Minimalizm, genellikle sanatsal olarak görülmeyen gündelik malzemelerden sanat yapmanın ve sergilemenin bir yoludur. Minimalist çalışmalar, genellikle basit ve tekrara dayalı şekiller ve formlar kullanırlar; kişisel, karmaşık ve ayrıntılı olmazlar; bir illüzyon yaratmazlar, bir süjeyi betimlemezler. Judd ve Andre, eserlerinin politik bir mesaj taşıdığını, politik ve toplumsal anlamda bir karşı çıkış olduğunu belirtmişlerdir. Bu çalışmaların taşıdığı özellikler, Postmodernist duyarlılığın ortaya çıkmaya başladığının habercisidir.
Bu fotoğrafta Carl Andre’nin dört yerleştirmesi yer alıyor. Solda, Mönchengladbach Square adlı yerleştirmesi, 1968 yılına ait ve 36 çelik parçadan oluşuyor. Ortadaki 12 parça kırmızı sedir ağacından oluşan 1981 yılına ait Furrow adlı eseri. Sağdaki, 550 gazbeton bloktan oluşan, 1984 yılına ait eserinin adı Cascade. Cascade’in arkasında kalan eser ise 18 parça alüminyum ve 18 parça çinkodan yapılmış 1970 yılına ait bir Carl Andre eseri. Fotoğraf:www.saatchigallery.com
Carl Andre (1935), malzemelerin kendi başlarına konuşabilmesi gerektiğini söylemiştir. Kullandığı malzemeleri orjinal hallerinden farklılaştırmamıştır. Yalnızca yeniden düzenlemiş ve yerleştirmiştir. Bu durumda, daha önce sanatsal olmayan bu malzemelere farklı şekilde bakılması gerektiğini düşünmüştür.
Zamanla çalışmalarının yüksekliğini azaltarak bir yer heykeli geliştirmiştir. Yere basitçe sıralanmış düz plaklar mekanda bir değişim yaratır. Yapıtları genelde sergi süresince yaşar. Sergi bitince sökülerek yalnızca kavram dünyasında kalırlar. Yapıtları sanayi sektöründen olduğu gibi alınmış aynı malzemenin ve boyutların tekrarından ibarettir.
Tamamlanmamış Açık Küp, Sol LeWitt, 1974. Boyalı alüminyum. Fotoğraf:www.virginia.edu
ABD’li Solomon “Sol” LeWitt (1928-2007), duvar resimleri ve heykel yerine strüktür dediği eserlerinden başka, baskı ve fotoğrafçılık alanında da çalışmış bir sanatçıdır. Osmanlı mimarisinin düzeni üzerine uzun zaman çalıştığı da biliniyor.
Kendisi hem Minimalizm’in hem de Kavramsal Sanat’ın kuramcılarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu iki sanat akımı arasındaki ilişkiler yapıtlarında olduğu kadar yaptığı açıklamalarda da dile gelmiştir. Üç boyutlu çalışmaları bilimsel gelişmeyi ve matematiksel bir kuramı görselleştirir. Küpleri, küp armatürleri ve onların düzenlenişi seyircide estetik bir düşünceden çok zihinsel bir olaya katılım duygusu yaratır. Sol LeWitt’e göre, eğer bir sanatçı düşüncesini derinleştirmek isterse rastlantısallık, kapris, beğeni ve özentiler sanatsal uygulamanın dışında bırakılmalıdır. Kuramını açıklarken, düşüncenin uygulamaya baskınlığını ortaya koymuştur. Sol LeWitt’e göre, düşünce sanat ürününe dönüşür; nesne, bu yaratıcı düşünceye bir kısıtlama, bir sınırlama getiremez. 1967 yılında yayınlanan Kavramsal Sanat Üstüne Paragraflar konulu yazısında kullandığı kavramsal sözcüğü kısa bir süre sonra sanatsal bir ifadenin adı olmuştur.
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…
Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…