Klasik roman akımına tepki olarak 18. yüzyıl sonlarında doğan romantik dönemden kaynaklanan edebiyata yazar odaklı bakış, yazarın kimliğini, psikolojisini bilmenin metni daha iyi anlamaya yardım edeceğini savunuyordu. Sigmund Freud (1856-1939) ve Joseph Campbell (1904-1987) kahramanın kimliğinde yazarın kimliğini bulmaya, mitolojik öykülere bakarak ortak bilinçaltını görmeye inanıyorlardı.
20. yüzyıl başlarında edebiyata metin odaklı bakma ilk Sovyetler Birliği’nde Rus Biçimcileri (Russian Formalizm) (1915-1930) ile başladı. Onlar edebiyatı anlamak için tarihe, sosyolojiye, politikaya, yani edebiyatın dışına veya yazara değil, metne bakmak gerektiğini öne sürdüler. Metne dizimsel ya da sentagmatik yaklaşım, metnin kurgusuna, akış planına bakmak anlamındadır. Metni kesitlere ayırıp bu birimlerin bir araya getirilme kurallarını inceler. Dizisel ya da paradigmatik yaklaşım ise üslubu, anlatım tekniklerini araştırır. Rus Biçimcileri, seçilen biçimin edebiyat metninde içeriğin oluşmasını sağladığına, yan anlamları oluşturduğunu düşünür. Her iki yaklaşım da edebiyatı, edebiyat dışı değer yargılarıyla ele almaya karşı çıkar.
Oysa 1923 yılında kurulan Frankfurt Okulu, disiplinler arası yaklaşımı benimsediği için edebiyat dışı metinleri de yeniden edebiyat eleştirisinin içine alır. Böylece, metinle içinde yer aldığı kültür arasındaki ilişkiler ön plana çıkar. Edebiyatın çerçevesini genişleten bu akım, reklamlar, siyasi söylemler dahil her türlü metni edebi araştırmalar kapsamına dahil etmiştir.
Ferdinand de Saussure‘ün dilbilim çalışmalarından doğan Yapısalcılık, olayları ve metinleri bağımsız birer parça olarak değil, kurallarla birbirine bağlı bütüncül bir yapı içinde inceler. Edebiyatta yapısalcılık, bir metni yazarın hayatından, tarihi koşullardan veya okuyucunun hislerinden bağımsız, kendi içinde kapalı bir sistem olarak inceler. Bu yaklaşım, “Metin ne anlama geliyor?” sorusundan ziyade, “Metin bu anlamı nasıl üretiyor?” sorusuna odaklanır.
Anlatıbilim (Narratology) ve Olay Örgüsü Çözümlemesi yapan Yapısalcı eleştirmenler, binlerce farklı hikayenin arkasında yatan ortak ve evrensel formülleri bulmaya çalışır. Vladimir Propp (1895-1970), Rus halk masallarını inceleyerek, tüm masalların 31 temel işlev (yasaklama, ihlal, izleme, ödüllendirme gibi) ve 7 karakter kategorisi etrafında döndüğünü göstermiştir.
Litvanyalı Algirdas Julien Greimas (1917-1992), tüm edebi metinlerde temel ve ortak bir anlam ekseni bulunduğunu iddia etmiş ve Eyleyenler Modeli ile hikayedeki karakterleri üstlendikleri rollere göre sınıflandırmıştır. Bir metindeki tüm ilişkileri 6 temel eyleyen (Özne, Nesne, Gönderici, Alıcı, Yardımcı, Engelleyici) arasındaki bağlar üzerinden okur. Metnin dile getiriliş şekli, türü için geçerli deyiş ve üslup kurallarına uygunsa metin kapalı, uymazsa metin açıktır. Kapalı metinler, okur için daha kolay izlenebilen, alışılmış kalıpları yineleyen metinlerdir. Alışılmış kalıplara uymayan açık metinler ise okur için daha zorlayıcıdır. Masallar, polisiye romanlar, sıradan Hollywood filmleri geleneksel şemalara uydukları için kapalı sayılırlar. Olayların gelişme sırasıyla, anlatılma sıralarının birbirine uymadığı, zaman boyutunda ileri geri sıçrayışlar yapan metinler, sonu açık seçik belirlenmemiş metinler, açık metin sayılır.
Edebiyat ve Kuramlar, Fatma Erkman-Akerson, İthaki Yayınları, 2010. Sayfa 156-158, 161-163, 177, 178.
Claude Lévi-Strauss’un (1908-2009) antropolojide kullandığı İkili Karşıtlıklar (Binary Oppositions) yöntemi, edebi metinlerin derin yapısını çözmek…
A neutral reaction is rare: many people find Nazi objects repellent, for others they exert…
When I traveled to Austria in August 2026 to see La Traviata at the Bregenz…
Her toplumun kendi edebiyatına sahip olduğu düşüncesi, imparatorlukların çözülmesi ve ulus devlet anlayışının ortaya çıkması…
Edebiyat nedir sorusuna verilecek yanıt, döneme ve kültüre bağlı olarak verilebilir. Türkçede bu kavramı karşılayan…
The Palaestrae were double and symmetric, they were excavated in 1870. The Palaestrae floors had…