Sosyal medyadan alınmıştır.
Alt-yapı kurumları toplumun ekonomik yapısını (üretim araçlarına kimin sahip olduğu, hangi toplumsal kesimin ekonomiye egemen olduğunu) gösterirken, üst-yapı kurumları o toplumda geçerli olan ahlak, hukuk, din, sanat gibi kurumlardır. Edebiyat da bir üst-yapı kurumudur.
Toplum odaklı bakış açısı, öncelleri olsa bile Alman düşünür Karl Marks’ın (1818-1883), kurucusu sayıldığı tarihi maddecilik anlayışından kaynaklanır.
Marksist teorisyen ve Rus filozof Georgi Plehanov (1856-1918), tüm olayları ekonomik nedenlerle açıklamayı önerir. Sanattaki değişim ve arayışları da toplumun ekonomik yapısında bulmak mümkündür. Çünkü sanatçı ile egemen sınıf arasındaki ilişkiler, sanat yapıtını etkiler. Plehanov, belli bir sınıfın sanatının, o sınıf gücünü kaybettiğinde, yozlaştığını yazar; soylu olmayan, tüccarlar ve serbest meslek sahipleri gibi kentliler olan burjuvazinin çıkarlarının, emekçilerin çıkarlarıyla çatışmaya başladığı zaman, sanatçı hala burjuvazi için yapıtlar üretirse o eserlerin yoz sayılacağını söyler. Plehanov’a göre, ‘sanat sanat içindir’ görüşü, böyle bir yozlaşmanın sonucudur.
Komünist Parti yetkilisi Andrey Aleksandroviç Zhdanov, 1934 yılında Moskova’da edebiyatın nasıl olması gerektiğini anlattı. Bu baskıcı dönemde Toplumsal Gerçekçilik kavramı yerleşti. Toplumcu Gerçekçilik akımına göre, bir edebiyat metni yazılırken en çok dikkat edilecek nokta, kahramanın özellikleridir. Kahraman olumlu birisi olmalıdır. Rus edebiyatının büyük romanlarındaki zeki, aydın, Gonçarov’un 1859 yılında yayınlanan Oblomov’u gibi karamsar tipler olmamalı; olumlu kahramanlar burjuvalar arasından değil, işçi kesiminden seçilmeli; bu kahramanlar, toplumun gereksinimlerini kendi çıkarlarından üstün tutmalıdır.
Macar asıllı düşünür Györgi Lukacs (1885-1971) da kahramanın yaşadığı toplumu ve dönemi yansıtması gerektiğini düşünmüş, güdümlü bir gerçekçilik önermiş, daha sonra SSCB’deki olumlu kahraman yaratma zorunluluğuna karşı çıkmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da sosyalizm güçlenmiş ama olumlu kahraman yaratma fikrine sıcak bakılmamıştır. Fransız Marksist filozof Louis Althusser (1918-1990), edebiyatın ideolojiyi yansıtan bir kurum olmaması gerektiğini; ideolojiyi sorgulaması, okurun ideolojiye belli bir uzaklıktan bakmasını sağlaması gerektiğini söylemiştir. Bu dönemde gerek savaşın yarattığı yıkım gerekse sanayileşmenin yarattığı yabancılaşma olgusu Varoluşçuluk Akımını beslemiş, Sartre ve Camus bu yabancılaşmayı dile getiren karamsar metinler üretmişlerdir.
Teknoloji çok hızlı gelişiyor, teknolojinin getirdiği yaşam pratikleriyle üst-yapı kurumları uyumsuz hale geliyor. Yaşam pratiklerimizle ideolojiler arasındaki farklar sanat yapıtlarının geniş kitleler tarafından alımlanmasını güçleştiriyor. Örneğin Postmodern edebiyat kısıtlı bir okur çevresi edinebiliyor.
Tarihi maddecilik, 60’lı yıllardan başlayarak Türkiye’de de çok etkili olmuş, 80’li yıllarda bu etki zayıflamıştır.
Yararlanılan Kaynak
Edebiyat ve Kuramlar, Fatma Erkman-Akerson, İthaki Yayınları, 2010. Sayfa 195-200.
From the second half of the 4th millennium BC, the so-called Kura-Araxes Culture spread throughout…
Biliyorsunuz Roma’yı Nazlı Birgen rehberliğinde Caravaggio ve Pasolini’nin izinde gezmiş, anılarımı haziran ayında paylaşmıştım. Son…
Destan (epik), şimdiki zamanla ilişki kurma imkanı sunmayan, tüketilmiş bir geçmişe hapsedilmiştir. Roman ise epiğin…
1960’ların sonlarından itibaren edebiyat kuramları metinden okura doğru kaymaya başladı. Umberto Eco, o zamana kadar…
Photos: Füsun Kavrakoğlu, Georgian Museum of Fine Arts, Tbilisi, 2025. Niko Pirosmani has created the…