• 1800’lerde Alman romantikleri yeni bir mitolojinin üretimini gerekli gördüler. Schlegel, Hölderlin, Schelling ve Hegel bu düşünce için çabaladılar. Güzellik, mitoloji ve özgürlük arasındaki bağ ile ortaya çıkan bu mantık mitolojisi, evrensel iletişimi, insan ruhunun eksiksiz özgürlüğünü gerçekleştirmek gibi politik bir öneme de sahip olacaktı. Hegel 1821’de “Yeni bir mitolojiye ihtiyacımız var, ama bu aklın mitolojisi olmalı. O zaman insanlar daha akılcı olabilirler, felsefe de mitolojik olmalı, çünkü ancak o zaman filozoflar anlaşılır olabilir. Eğer fikirlere estetik, mitolojik bir biçim vermezsek insanların ilgisini çekemeyiz” demişti.

Ulysses ve Sirenler, Herbert James Draper, 1909.

  • Arketip, Carl Gustave Jung’un (1875-1961) türettiği terimlerden biridir. Arketip, evrensel olarak tanınabilen bir imge ya da düşünce kalıbıdır. Arketip, yüzyıllar boyu süregelen bir anlatımdır. Tipik örnek, prototip, özgün örnek de denebilir.
  • Jung bütünüyle boş bir levhayla doğduğumuz kanısında değildi. İçkin arketipsel bir kalıpla doğduğumuzu söylemiştir.
  • Arketipler, kalıp ya da imgeler olup, maddi dünyada fiziksel varlıkları yoktur. İnsanlar, yaşadıkları kültüre bağlı olarak farklı arketipsel imgeler oluştururlar, ama arketipin kendisi aynı kalır. Arketiplerin hem olumlu hem olumsuz yönleri vardır: anne arketipi, besleyici tanrıçayı içerdiği gibi kendi çocuklarını yutan vahşi bir domuzu da içerir. Arketipler mitlerde motifler olarak belirirler.
  • Ortak temalar, birçok halkın mitlerinde ve kültürlerinde karşımıza çıkar. Her bireyin, kendi özel geçmişi vardır, ama hepimizde ortak olan, bireyin öğrenme yoluyla edinmediği, daha büyük bir resim de vardır. Jung, arketiplerin doğuştan bütün insanlarda mevcut olan ruhsal kalıplar olduğunu ve biliçdışında bulunduklarını ve gelişim sürecinde farklı arketiplerin birbirleriyle iletişime geçtiğini; arketipsel evreleri anlamanın,ruhun nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı olabileceğini düşünür.
  • Freud, Jung ve Adler mitoloji ile çok ilgilenmişler, teorilerinde mitolojiden çok yararlanmışlar, mitlere yeni yorumlar getirmişlerdi.
  • Jung, tarih boyunca bütün kültürlerde gördüğümüz mitin önemini güçlü bir şekilde vurguluyordu. Çünkü mit, izlemek durumunda olduğumuz evrim yolunu bize göstermede bir kılavuz işlevi görebilirdi.
  • Mitlerin içerdiği imgelerin birçoğu, Jung’un arketipler olarak adlandırdığı imgelerdir; bunlar imgeler ya da düşünme kalıplarıdır. Jung, bilinçten yükselen birçok sembolik iletinin de yapı olarak arketpsel olduğunu öne sürer.
  • Mitler, insanların ortak ruhsal süreçleri ve insan ruhunun yaşam boyu süren yolculuğunda nasıl geliştiğini anlamasına yardımcı olan hikayelerdi. Mitler, ruhu iyileştirir, çünkü mitler bizimle varlığımızın daha derin düzeyleri arasında bağlantı kurar; bize bir din deneyimi duygusu aktarırlar.
  • Jung, atalarının mitsel hakikatlerinden yoksun kalan ve doğadan kopan insanlarda, ego ile bilinçdışı arasında çok büyük boşluk oluştuğunu öne sürer.
  • Jung’a göre, mitler, arketiplerden doğar; arketipler, entelektüel olarak uydurulmuş şeyler değildir, hep vardırlar ve kolektif bilinçdışının parçasıdırlar, rüyalar yoluyla bireysel ruhta ortaya çıkarlar.
  • Jung, mitleri kolektif bilinçdışından gelen fikirlerin birer dışavurumu olarak görüyordu.
  • Bilinçten yükselen birçok sembolik iletinin yapı olarak arketipsel olduğu; Jung’un zengin bir anlama ulaşmak için mit, folklor ve dindeki sembolizmle olası bağlantıları incelediği bilinir.
  • Claude Lévi-Strauss (1908-2009), ilkçağın başından beri, insanların bilemeyeceği bir gerçeklik düzleminde, yanıldığını ve boşu boşuna olduğunu bilmesine rağmen, kafa yormanın hazzına karşı koyamadıkları için, sırf fikrinin peşine düşmek için, kaba ve bulanık da olsa, bir ön temsilin saf zihinsel spekülasyonunu sunabilmeye çalıştığını yazar. Ayrıca, insanların çok uzun süre beslendiği mitosların, muhayyile kaynaklarının sistemli ve asla nafile olmayan derin bir araştırması olduğunu; mitosların sıradan deneyimin saçma ya da çelişik olan, bambaşka bir ölçekte her çeşit yaratığı ya da olayı sahnelediğini; dünyanın ruhsal mimarisine kaydolan mitosların önerdikleri dünya imgelerinin bu dünyaya uygun ve onun veçhelerini sergileme yeteneğinde olduklarını söyler. 18. yüzyılda yaşamış Giambattista Vico’nun, mecazi dili düşüncenin temel bir kipi olarak görmeyi ve eskiden zannedildiğinin aksine mecazi dilin bizi gerçeklerden uzaklaştırmadığını, ona yaklaştırdığını söylemesini, insan bilimleriyle doğa bilimlerinin evriminin paralelliği tezine erken bir destek olarak sunar. Lévi-Strauss Strükturalist/Yapısalcı yaklaşımıyla, beyin yapısının değişmezliği gibi, insan düşüncelerinin de yapısal bir değişmezliği olduğunu; insanların diyalektik düşündüğünü; bunu çözebilirsek, yerçekimi gibi formüle edebileceğimizi öne sürer. Lévi-Strauss ayrıca mitoslar arasında uzun çağrışım zincirleri de kurulabileceğini ve bunun gerekli olduğunu da söyler.

Dublin, yazarlarıyla gurur duyan bir şehir. James Joyce’un Ulysses adlı romanının kahramanlarının heykelleri şehri süslerken, kitabın sayfaları da Dublin’in kaldırımlarını süslüyor. Sayfalar, olayın geçtiği yere konmuş. Ulusal Müze’nin önünde de 150. sayfa yer alıyor. Dublin’de Ulysses turları düzenleniyor.

  • Değerlerini yitiren ritüellere bağlı mitosların, edebiyat ürünleri ile öteki halkların edebi geleneklerine sızdıkları gözlenir. Geçmişin mitolojik bilgeliğini bize bir kez daha tanıtma girişiminde bulunmuş kimseler dini liderlerden çok yazarlarla sanatçılar olmuştur. Thomas Mann, James Joyce, Picasso, Joseph Conrad gibi yazar ve sanatçıların yapıtlarında, yaşantımızda etkisini yitirmiş etkinliklerin bilinçaltındaki varlıklarına dikkat çekilir. Fantastik Gerçekçi yazarlar- Jorge Luis Borges, Günter Grass, İtalo Calvino, Angela Carter, Salman Rushdie– gerçekçi olanı açıklanamaz olanla, düşlerin ve peri masallarının mitolojik mantığını sıradan düşünceyle birleştirerek logos hegemonyasına meydan okumaktadır. Böylece mitos, geçmişten günümüze ulaşır, bilinç düzeyimize gelir.
  • Çağdaş romanların tanrısız mitolojileri bizlere insanoğlunun gizemli bir değer taşıdığını anlatırlar.
  • George Orwell’in 1948 yılında yazdığı 1984 adlı romanı, geçmişteki büyük mitler gibi ortak bilince girmiştir. Önemli bir romanın tıpkı mitoloji gibi dönüştürücü bir yanı vardır.
  • Bütün dünyada en yaygın olarak yinelenen mit, kahraman mitidir. Kahraman miti günümüzde de Örümcek Adam, Süpermen ve benzerleri ile dile getirilmektedir. Günümüzde bile kadın süper kahramanlar yaygın değil.

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Kudüs

"Nobel Edebiyat Ödülü’nü otuz yıl içinde kazanacak’" "Portekiz edebiyatı ondan öncesi ve sonrası olarak ayrılacak" "Portekizli Kafka" "Philip Roth ve…

2 gün ago

Jerzy Skolimowski

  Aktör, şair, yazar, yönetmen, amatör boksör, ressam ve tasarımcı. Yaptığı görselliği yoğun, şiirsel kurgulu filmler ile Polonya sinemasının yetiştirdiği…

2 gün ago

El Simgesi

Kur'an-ı Kerim'in Ahzab suresinin 33. Ayetinin tefsirine göre, Hz. Peygamber bir gün yanına gelen Hz. Ali'yi, kızı Hz. Fatma'yı ve…

6 gün ago

Kon-Tiki

           

6 gün ago

Zanaat, Uygulamalı Sanat, Sanat

Zanaat, uygulamalı sanat ve sanat arasında bir ayrım yapabilmek gittikçe güçleşmektedir. Louvre Müzesi’nde ve başka birçok müzede, resim, heykel, çizim,…

1 hafta ago

Success And Failure

  Source: Harvard Business Review, January-February 2010   The brain can rewire itself in response to experience – this is…

1 hafta ago