19. yüzyılda İngilizler gelmeden Batı Afrika’daki İbadan (Nijerya) şehrinde 200.000’den fazla nüfus vardı. Tunus, Kahire, Madras ve Hanoi Avrupalılar gelmeden önce de gelişmiş şehrilerdi. Quebec ve Cape Town, 1800’den çok önce Avrupalılar tarafından kurulmuştu. Singapur, Melbourne, Adelaide ve Johannesburg, 19. yüzyılda neredeyse hiç kentsel öncülü olmayan yerlerdi. Afrika’daki Nairobi ve Elizabeth Town da yeni kurulan şehirlerdi. Singapur, 1819 yılında İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin İngiliz çalışanı Sir Stamford Raffles tarafından kurulmuştu. Malaya Yarımadası’nın güney ucunda yer alan şehir, Güneydoğu Asya’da büyüyen İngiliz varlığını sağlamlaştırmıştı.
Büyük Fransız göçünden sonra Cezayir’de nüfusun sadece %20’si Müslümandı.
Saygon, 1877 yılından itibaren bir belediye meclisine sahipti, ancak on dört üyeden sadece ikisi Vietnamlıydı. Sömürge kentlerinde demokratik olmayan bir yönetim vardı. Avrupa’daki siyasi kurumlar gitgide daha eşitlikçi hale gelirken, sömürgelerin çoğunda hükümetin ayırt edici özelliği eşitsizlikti. Sömürge şehirlerini yönetenler, batı başkentlerindeki yetkililere rapor verirler, idari yetkilerini dış bölgelerden gelen polis kuvvetleri aracılığıyla kullandılar. Örneğin 1900 civarında, Singapur’da Sihler polis olarak çalıştırılmıştı. Bir dizi ayaklanma ve grevden sonra Bombay’ın (Mumbai) atlı ve silahlı polis gücünün büyüklüğü üç katına çıkarıldı ve polislere çok çeşitli kamusal faaliyetleri yasaklama yetkisi verildi.
Sömürge şehirlerinin sakinleri ve ziyaretçileri, bu yerlerin iyilik için güçler içerdiğine dair inanç yaydılar.
Şehirlerin Tarihi, Andrew Lees, İnkilap Kitabevi, 2022. Sayfa 90-93.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Victoria Falls, 2024.
1488 yılında Bartholomew Diaz Ümit Burnu’nu dolaşmıştı. 1493’te Kristof Kolomb İspanya’ya geri döndü. Kolomb’un keşfi iki büyük Katolik ülke yani İspanya ve Portekiz arasında bir rekabet, hatta savaş ihtimali ortaya çıkarmıştı. Bu çatışmayı önlemek adına, Papa VI. Alexander 1494 yılında bir Tordesillas Antlaşması’na dahil edilecek bir papalık fermanı çıkartarak Avrupa’nın dışında kalan dünyayı İspanya ile Portekiz arasında böldü: VI. Alexander bu paylaşım için harita üzerinde Atlantik Okyanusu’nun ortasından aşağıya, Cape Verde Adaları’nın 1100 mil batısındaki kuzey-güney meridyeni boyunca bir çizgi çekti. Bu çizginin doğusunda keşfedilecek topraklarda Portekizliler, batısında kalan yerlerde ise Kastilya Krallığı hak iddia edebilirdi. Bu durum, Aragon Kralı Ferdinand’a verilen bir imtiyaz olarak görüldü.
Tordesillas Antlaşması, ileride Amerika olarak bilinecek toprakların İspanya’ya, Afrika’nın ve Hindistan ile ticaret yapma ihtimalinin ise Portekiz’e verilmesini amaçlıyordu. Bu haritadan kalan miras, bugün Güney Amerika’nın büyük bir çoğunluğunun İspanyolca; kıtanın en doğusunda yer alan Brezilya’nın ise Portekizce konuşması oldu.
Borgialar, Paul Strathern, Kronik Kitap, 2025. Sayfa 123.
18. yüzyılın sonlarında başlayan ve yarım yüzyıl sonra doruğa çıkan bir sömürgecilik döneminin ardından, Avrupalılar…
1930’lu yılların başında angaje edebiyat (committed literature) denen bir akım doğdu. Bu, bir biçimde toplumla…
The Library of Haghpat Monastery, often called a manuscript repository, was one of the most…
6 Şubat 1923’te Lozan Antlaşması’nın eki olarak Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Değişimi Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma…
Yapılan çalışmalar sağlıklı göçmen teorisini desteklemiştir. Bu teori, ülkelerin göç almayı tercih etme nedenlerinden biridir.…
From the 3rd century BC, gladiator combats were organized in Rome when important funerals took…