Categories: Kültür

Barış Müzikleri

İKSV Müzik Festivali’nde, iki akşam arka arkaya, Aya İrini’de, iki harika konser izledim. Konserlerin harika olması bir yana, bence temaları da çok benzerdi. Bu konserler sayesinde, bu karışık ortamda bile içim ümitle doldu; yan yana, iç içe, omuz omuza yaşanabileceğine dair. Aynı zamanda hüzünlendim. Yüzyıllarca birlikte var olabilmiş, aynı şarkıları kendi dillerinde söyleyerek hayatı çok uzun süreler barış içinde paylaşmış halklar gerçekten düşman olabilir mi, bilemedim.

Her iki toplulukta da eski çalgılar kullanan yorumcular vardı. Biri Akdeniz ülkelerinin, diğeri Balkan ülkelerinin ezgilerini programına almıştı. İlki, Hésperion XXI & Jordi Savall konseriydi. Topluluk, 10.-18. yüzyılları kapsayan bir repertuvara sahipmiş. Doğu ile Batı’yı kaynaştıracak ortak noktalar bulmayı amaçlayan topluluk, aynı zamanda Ortaçağ ile Barok arasında kalan dönemin müziğini anlamada ve aktarmada  öncü imiş. Bu konserde, Balkanlardaki Hıristiyanlar, Sefaradlar ve Müslüman halkların müziklerini sundular. Orkestra; Yunanlı, Katalan, Bulgar, Türk, İspanyol, Ermeni ve Fransız üyelerden oluşuyordu. Daha önceki İstanbul konserlerinde de Osmanlı müziğinin Ermeni ve Yahudi ustalarının eserlerine yer vermişlerdi. Bu defa da Dimitri Kantemir’in iki eseri seslendirildi. Boğdan Voyvodası çok ilginç bir kişilik, ama bu başka bir yazının konusu olabilir. Jordi Savall, pek çok ödülün yanı sıra Almanya’dan Barış Ödülü almış, UNESCO tarafından da Barış Sanatçısı ilan edilmiş.

L’Arpeggiata & Christina Pluhar; Türkiye, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya ve Portekiz’den ezgileri  Barok çalgılarla, Doğu Akdeniz’in geleneksel çalgıları kanun ve saz eşliğinde, bu ülkelerin geleneksel müziklerinden örnekler sundular. Pluhar, farklı müzikal geçmişlerden gelen müzisyenleri projelerinde biraraya getirmesi ile tanınıyormuş. Topluluğu ikinci, çok sık dinlediğim Misia’yı ilk izleyişim oldu.

Her iki konserde de çok sık dinleyemediğimiz enstrümanların varlığı da benim için ayrı bir zevk oldu. Christina Pluhar’ın çalgısı theorbo’nun yer aldığı, bir 17. yüzyıl tablosunun fotoğrafını paylaşıyorum. Tablonun Louis le Nain’e ait olduğu düşünülüyor, enstrümanı yine bir kadın çalıyor.

Konserlerden sonra Edward Said ile Daniel Barenboim’in dahiyane projesini hatırladım. 1999 yılında Weimar’da (biliyorsunuz, daha önce paylaştığımız gibi, Weimar önemli olay ve kişilerin şehridir), Yo-Yo Ma ile biraraya gelmişler, genç Arap ve İsrailli müzisyenlerle yaptıkları çalıştaydan sonra genç Filistinli, İsrailli ve diğer Arap ülkelerinden gelen müzisyenlerden oluşan the West-Eastern Divan Orkestrasını  kurmuşlar, Said’in ölümünden kısa bir süre önce de işgal altındaki topraklarda müzik eğitimini desteklemek amacıyla Barenboim-Said Vakfı’nı kurmuşlardı.

Demek onlar da barışın yolunun müzikten geçtiğine emindiler.

Barenboim, Berlin Filarmoni’de, Bartoli’ye piyanoda eşlik ettikten sonra. 2004.

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Dr. David Livingstone 1

“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi…

2 gün ago

Milliyetçilik 43 Paranoyak Milliyetçilik

Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…

3 gün ago

Kaya Sanatı

Kaya sanatı, Paleolitik dönemin en önemli kültürel dışavurumudur. Kendini, mağara duvarlarında, sığınılan kaya altlarında göstermiştir.…

6 gün ago

Göçmenler 20

Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…

6 gün ago

Edebiyata Dair 13

19. yüzyılda demiryolu bir yenilik simgesiydi; yeni bir hayat getiriyor ve eskisini yok ediyordu. Bu…

1 hafta ago

Altay Balbalları

Rusya’nın Altay Cumhuriyeti’nin Gorno-Altaysk şehrindeki müzede gördüğüm balbal ve balbal parçalarını da balbal dosyamıza eklemek…

1 hafta ago