Edebiyat

Batı’da Doğu, İslam ve Türk Algısı 88

Victor Hugo 1829 yılında yayımlanan Les Orientales (Şarklılar) adlı şiir kitabının önsözünde, “Hepimiz Şark’la ilgileniyoruz artık, hem de daha önce hiç ilgilenmediğimiz kadar. Şark herkesin ilgisini çeken ortak bir konu haline geldi,” diye yazıyordu. Hugo’nun şiirleri Avrupa’daki Şarkiyatçı edebiyatın esaslarını oluşturdu, onun şiiri Avrupa edebiyatına korsanları, paşaları, sultanları, casusları ve dervişleri getirdi; ilgiyle karşılandı; tıpkı Walter Scott’un Şarkiyatçı romanı Arabistan Geceleri ve Byron’ın Gavur’u gibi. Eugéne Delacroix 1832 yılının ocak ayında Şarkiyatçılığı ve egzotizmi resimlerine taşımak amacıyla Kuzey Afrika’ya, Tanca’ya gitmişti (1).

Canto dell’Harem (Song of the Harem)’den detay (1878), Gustavo Nacciarone (1831-1929).
Flaubert Doğu’ya ilişkin bütün fantezilerini bir karakteri aracılığıyla aktarır okuruna; Mösyö Ohmlin’in bütün isteği, “Şark’ın (o güzeller güzeli kadının) yanan güneşini, mavi semalarını, altın minarelerini.. kumlarda yol alan kervanlarını” görmek, “Şark’a! Asyalı kadınların zeytin kokulu tenleriyle buluşmaya!” gitmektir.
1839 yılında yazdığı Les Memoirs d’un fou (Bir Delinin Anıları) adlı öyküde Flaubert, Şark’a hasret duyarak geçirilmiş senelere yanan bir karakter yaratmıştır. Bu karakter Flaubert’in kendisidir aslında: “Rüyamda Şark’ı gördüm, uçsuz bucaksız kumlarını, pirinç ziller takmış develerin girip çıktığı saraylarını… mavi denizler gördüm, apaydınlık semalar, gümüşi kumlar ve bana hurilerin dilinde fısıldayan yanık tenli ve alev gözlü kadınlar.” (2).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Museo di Capodimonte, Napoli, 2019.

Flaubert, mirasa konar konmaz eline geçen parayla Mısır’a gitti. İskenderiye’de gerek görüntüsel gerekse işitsel bir kaosun, Mısır’daki günlük yaşam kaosunun içine düştü. Buradaki kaosu çok renkli ve egzotik buldu. Alain de Botton, memleketimizde neyin açlığını çekiyorsak yurt dışında ona egzotik deriz, diye yazıyor (3). Bu kaos ve zenginlik Flaubert’e iyi gelmişti çünkü yaşamın temelde kaotik olduğuna inanıyordu. Düzen yaratmayı hedefleyen (sanat hariç) bütün çabalar yüzünden kendi belleğimizi reddettiğimizi, kendimizi fazlasıyla sıktığımızı ve gereksiz yere fazilet tasladığımızı düşünüyordu. Londra seyahatinden sonra, “Highgate Mezarı’nı ziyaret ettik. Ne kadar düzenli ve özenliydi! Sanki bu mezarda yatan insanlar ellerinde beyaz eldivenlerle ölmüşler gibi,” diye yazmıştı (4).

Yararlanılan Kaynak

(1) Seyahat Sanatı, Alain de Botton, Sel Yayıncılık, 2005. Sayfa 74, 75.

(2) A.g.e., sayfa 77.

(3) A.g.e., sayfa 83, 88.

(4) A.g.e., sayfa 90.

 

admin

Önceki Yazılar

Faşizm Diktatörlük 48

20. yüzyılın sonlarında diktatörlüklere otokratik rejimler, diktatörlere de otokrat denmeye başladı. Princeton Üniversitesi profesörlerinden Stephen…

9 saat ago

Hammershøi 2

Ev İçi Tabloları (Interiors) Kopenhag’da, on yıl yaşadığı evini, sarı ve leylak rengi duvarlarıyla 60…

1 gün ago

Hammershøi 1

İsmini ilk defa bu yıl Madrid’de duydum. Sergisini hayranlıkla gezdim. Kendi bildiğini okumasına bayıldım. Tablolarındaki…

2 gün ago

Keltler 6 Gömü Usulleri

En yoğun Kelt kalıntıları kategorisini yeraltı mezarları oluşturur. Her mezarda kişisel giysiler ve cenaze sunguları…

3 gün ago

Keltler 5 İnançlar

Güneş, Ay, hayvanlar ve ormanlara taparlardı. Ayinlerinde dans edilirdi. Şehirlerde, açık havada veya mağaralarda tapınıldığı;…

4 gün ago

Keltler 4

Kelt Sanatı MÖ 400’ler – İlk La Téne üslubu ya da Ağır Üslup MÖ 300’ler…

5 gün ago