Çağdaş Sanata Varış 172| Postmodern Sanat 6 Sanat-Bilgi-Manifesto-Felsefe İlişkisi
Sanat-Bilgi-Manifesto-Felsefe İlişkisi
Gelişen yeni teknolojiler, yeni bir aşamaya gelmiş olan Kapitalist üretim ilişkileri, buna bağlı olarak gelişen tüketim bilinci ve kültürü Postmodern oluşumu destekledi. Bellek, zaman, mekan arasındaki etkileşimler, kimlik, aidiyet gibi olgularla bütünleşerek yepyeni bir görsellik dili yarattı.
Artık sanat bir bilgi nesnesidir.
Postmodern dönemde üretilen sanat, kendi içinde saklı ögelerden çok, kendi dışındaki düşünce arayışlarına dayanıyordu. Modernist sanatta da felsefe, sanatın arka planını hazırlamıştı. Kübizm’i yerine oturtmak için Mach felsefesini de, rölativite teorisini de bilmek gerekirdi. Modernist sanat bir manifestolar çağıydı: dünyanın yıkılıp yeniden kurulmasına yol açan olayların içinde üretilmişti o manifestolar. Modern dönemde düşünsel iddiaya dayanmayan tek bir akımdan söz edilemezdi. Modernizm’in manifestoları belli bir akım üretmek iddiasını gösteren sanatçılar tarafından kaleme alınmıştı. Manifestoda, niye öyle bir anlayışın gerekli olduğu sorusu üstünde durulurdu. Oysa Postmodern sanat, kendisinden bağımsızüretilmiş düşüncelerden yola çıktı. Her alanda üretilen sanat belli bir felsefi anlayışı örneklemek, somutlaştırmak için yapıldı adeta. Yapıtı irdeleyebilmek için dayandığı düşünsel, yorumsal süreçleri bilmek gerekiyordu. Örneğin, Yapısökümcü felsefe ortaya çıktıktan sonra mimari yön değiştirdi; birçok mimar yapıtını bu felsefenin bağlamında üretmeye başladı. Yitik gerçek fikriyle ortaya konan, mekan duygusunu altüst eden bir mimarlık çıktı ortaya. Postmodern roman, belli felsefi yaklaşımların oluşturduğu şablonlara dönüşmeye başladı.
Postmodern dönemde felsefeciler görsel sanatlar alanında etkin olmaya, sergi düzenlemeye başladılar.
İrdelemeler, sanat yapıtını değil, o yapıtın dayandığı felsefeyi sorgulamaya yöneldi.
İtalyan heykeltıraş Arnaldo Pomodoro’nun (1926-) 1983 yılında yaptığı bu heykeli, Kopenhag’da Amalienborg Sarayı önündeki Amaliehaven Park‘ta yer alıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu
Postmodernizm’in stratejilerinin başında çifte kodlama gelir. Alanın uzmanlarından ve halktan oluşan iki ayrı seyirci kitlesi için de bir çekim alanı yaratır. Umberto Eco, bu çifte kodlamayı Postmodern edebiyat için de önermiş ve uygulamıştı. Gülün Adı (1980), hem popüler kitlenin hem de Ortaçağ uzmanlarının aynı anda ilgisini uyandırabilmişti.
Toplumsal zeminde yaygınlık kazanmış stereotiplerin, klişelerin, alışkanlıkların, değer yargılarının gizlediği alt anlamları okumaya yönelen Postmodern sanatçılar, göstergeler sistemiyle oynamayı, onları dönüştürmeyi, bildik imgelerden yeni anlamlar yaratmayı amaçlar. Doğru ve mantık terimlerinin de değerini sorgular.
Postmodernizm, kültürel, politik ve düşünsel eleştirinin parametrelerini şekillendiren yeni duygu ve düşüncelerin bileşimi olarak da tarif edilmiştir. Postmodernizm, bir dizi ekonomik, toplumsal ve kültürel dönüşümün neticesinde ortaya çıkmış, muhalif ve eleştirel-çoğulcu bir anlayıştır. Bu çerçeve, tek değerliliğin karşına çok değerliliği; saflığın karşısına katışıklığı; yapıtın tekliğinin karşısına metinlerarasılığı koyar. Orijinallik ve özgünlüğe karşı çıkar. Farklı ifade biçimlerini yeğler. Tek bir sanat dalının egemenliğine son vererek, disiplinler arası ve çoğulcu bir anlayış getirir. Bu yeni duygu ve düşüncelerin sanata olan yansımalarını belli bir üslupta, tek bir sanatsal harekette aramak olanaksızdır.
Trinity College’ın şahane kütüphanesinin önünde Arnaldo Pomodoro’nun 1983 tarihli Sphere in Sphere adlı eseri var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu