Categories: Sanat

Çağdaş Sanata Varış 25 | Antoni Gaudi

ANTONI GAUDI

(1852-1926)

Pek çok sanatçı gibi farklı dönemleri olmuş, klasik stillerden ödünç aldığı elemanların kullanımından zaman içinde vazgeçmiş, ama Art Nouveau anıştırmalarına bağlı kalmış, tabiat tek renkli olmadığı için binaların da çok renkli olması halinde doğa ile uyumlu olacağına inanmış bir sanatçı. Bir ağacın gövdesi, dalları ve yapraklarının binalarının ana modeli olduğunu söylemiş. Gaudi’yi genellikle Art Nouveau sanatçıları ile anmak adet olduğu için biz de Gaudi’ye burada yer veriyoruz ama doğal biçimlere sadece dekoratif ögeler olarak, iki boyutlu yer veren Art Nouveau’dan farklı olarak Gaudi için doğa, eserlerinde izleri açıkça görülebilen bir iç güçtür. Güell Park’ta palmiye, Sagrada Familia’da deniz kabuklarının biçimleri belirleyici olmuştur.

“Tüm zamanların en dahi mimarı”, “Katalanların en Katalanı” diye anılan, halk kahramanı, cenazesine katılan muazzam kalabalık ile uğurlanan Gaudi’nin ölümü çok trajik. Her akşamüstü yaptığı yürüyüş sırasında ona bir tramvay çarpıyor, kılığı kıyafeti çok düzgün olmayan adamı taksiler hastaneye götürmeyi kabul etmiyor. Taksi şoförleri sonradan çok ciddi şekilde cezalandırılıyorlar ama yaşlı adam da ölmüş oluyor. Hükümet, inşası için 43 yıl çalıştığı katedralin bodrumuna gömülmesini istedi, Papa onay verdi.

1852 yılında Katalonya Bölgesi’nde, Tarragona ilinde, Reus’ta, düşük gelir grubundan bir ailede doğdu. Romatizması yüzünden çocukken koşup oynayamadı, evde oturmak zorunda kaldı. Çocukluğunda da detayları gören keskin gözleri vardı. 17 yaşında mimarlık tahsil etmeye Barcelona’ya gitti. Askerlik ve araya giren başka olaylar nedeniyle eğitimini ancak 8 yılda tamamlayabildi.

Katalanca konusunda çok titiz davranmış. Mahkemede Kastilya İspanyolcası  ile cevap vermeyi reddetmiş, inşaat alanında verdiği talimatın işçi ve ustalara tercüme edilmesi gerektiğinde bile Katalanca konuşmayı sürdürmüş.

Fotoğraf çektirmekten hoşlanmadığı için çok fotoğrafı yok. Ama gençliğinde Dandy akımını izlediği nadir fotoğraflarından belli. En ünlü berberde sakallarına gri gölgeler attırmış. Ancak, rahatına da düşkün. Yeni ayakkabılarını sertlikleri geçinceye kadar kardeşine giydirtmiş. İki kez evlenmeyi düşünmesine rağmen hiç evlenmemiş, babası ve yeğeni ile birlikte oturmuş.

Katalonya’nın başkenti Barcelona girişimcisi her dönemde çok olan bir şehir. 19. yüzyılda şehirde pamuk ve demir çelik endüstrisi gelişmiş, ticaret hacmi büyümüştü. Gaudi neredeyse tüm binalarını Barcelona ve civarında yaptı. Şehir, mimarın adıyla özdeşleşti. 1878 yılında Barcelona Belediyesi’nin sokak aydınlatması için açtığı yarışmayı kazandı. Plaça Real’de Gaudi’nin tasarımı lambaları görmek bugün de mümkün.

Hayatında önemli bir yeri olan Güell çok zengin bir adam. Güell’in Gaudi’nin hayatındaki önemi sadece onun için birçok bina yapmasından ileri gelmiyor. Güell’in İngiltere ile olan bağlarından ötürü onun evinde ilk kez Art Nouveau örnekleri ile karşılaşıyor, Wagner hayranı Güell’in sanatçılara her daim açık olan evinde sanatçılarla tanışıyor, Ön-Rafaelciler’in şiirlerini dinliyor…

Gaudi’nin çok güvendiği teorisyen John Ruskin bir mimarın heykel ve resimden anlayan, sanatların sentezini yapmış bir kişi olması gerektiğini söylediği gibi çok yönlü bir sanatçı. Gaudi, binaların yanı sıra parklar, bahçeler, heykeller ve dekoratif sanatlarla uğraştı, mobilya tasarladı, her detayı önceden kararlaştırmak yerine, inşaat ilerledikçe tasarımını geliştirdi. İnşaatta birlikte çalıştığı kişilerle projeyi tartışmak adetiydi.

1883-1888 arasında yapılan Vicens Evi. Katalonya’nın altın devri Ortaçağ ile Oryantalist esintiler taşıyan, kırmızı tuğlalar arasına serpiştirilmiş fayansları, silindir şeklinde yükselen kulesi ile yapımı beş yıl süren ev, sahibini önce iflasın eşiğine getirmiş, ancak yapıda kullanılan fayansların Katalonya’da moda olması üzerine Manuel Vicens fayans üretiminden büyük para kazanmıştı.

Katalonya Roma yönetimi altında iken canlı bir ticaret merkezi idi. Ortaçağ’da kendi dili ve kanunları olan otonom bir ülkeydi. İspanyol İmparatorluğu kurulunca Kastilya yönetimi altında bağımsızlığını kaybetti. 19. yüzyıla kadar okullarda Katalan dili kullanımı yasaktı. Katalanlar için 19. yüzyılın sonları Ortaçağ’ın geri dönüşü gibi olduğu için Gotik, artistik tercihten çok, politik bir anlam taşıyordu. Devrin, özellikle dini yapılarında yaygın olarak kullanılan stili Neo-Gotik oldu. Gaudi’nin Gotik etkili yapıları Astorga’daki Piskoposluk Sarayı (1887-94) ve Leon’daki Botine Evi’dir (1891-94). Gotik mimarinin vazgeçilmezi olan uçan payandalar yerine parabolik kemerler kullanmıştır.

Barok etkili yapısı ise Calvet Evi’dir (1898-1901). Bu işi ile yılın binası ödülünü kazandı ve bu ödül kazandığı tek ödül oldu.

Yaşanabilir yer ona göre masalsı, şiirsel mekanlardı. Süslemenin mimarinin ayrılmaz bir parçası olduğunu savundu. Neo-Klasisizmi binaları tekdüzeleştirdiği, kişiliksiz kıldığı için reddetti. 1902’den sonra geleneksel mimari tarzını tümüyle terk etti. Aslında geleneksel mimariye yaklaşımı çok şahsi idi. Geçmişte yapılmış binaların en fazla ilham kaynağı olabileceklerine, ama asla taklit ya da tekrar edilmemeleri gerektiğine inanmıştı. Tuhaf görünümlü bacalar, çeşitli metal Art Nouveau süslemeler, sivri kemerler ile Gotik çağrışımlı açıklıklar kullanıyordu. Ara sıra Art Nouveau referansları kullanmaya devam etmesinin haricinde, diğer tüm ekollere yaptığı göndermeler işlerinden yavaş yavaş silindi. Renkli yüzeyler, dalgalı formlar, bol dekorasyon ve organik motifler bükük, kıvrık çizgili hacimler Gaudi’nin fantastik mimarlığına “organik tarz” adının verilmesine yol açtı. Yüzlerini süslü tuğla ya da taş düzenlemeleriyle, canlı renklerdeki fayans parçalarıyla, tabak çanak kırıklarından yapılmış mozaiklerle, çiçek ya da sürüngenlere benzeyen desenli metal işleriyle donattığı geometrik kütleleri, sürrealist heykelleri çağrıştıran havalandırma kulelerini daha önce benzeri görülmemiş bir biçimde bir araya getiriyordu. Gerçeğin çirkin yüzünü kamufle etmeye çalışıyordu, diyenler olmuş. Bu düzenlemeler genel havasıyla Magrip ya da İspanyolcadaki adıyla Mudejar (İspanya’da 12.-16. yüzyıllarda görülen, Roman ve Gotik stilleri ile Arap stilinin karışmasından doğan özgün sanat) üslubunu çağrıştırıyordu. 19. yüzyılda Oryantalizm Avrupa’da gözde oldu ama İspanya egzotik olana hep düşkün idi. Barcelona’daki Mimarlık Fakültesi’nde 1871 yılında Doğu’daki binaların fotoğrafları öğrencilere dağıtılmıştı.

1883-88 arasında yaptığı Vicens Evi, diğer adıyla El Capricho Villası; 1884-87 arasında gerçekleştirdiği Güel Malikanesi ve Güel Sarayı (1886-89), çatılarda minare artığı gibi düşünülebilecek küçük kuleleri ile Mudejar akımının Gaudi üzerinde ne denli etkili olduğunu göstermektedir.

İngiliz bahçelerinden etkilenen Güell için yapılan ama Gaudi’nin tamamlanmadan kalan pek çok eserinden biri olan Güell Park’ın merkezinde yer alan çok büyük terasta seramiklerle süslenmiş, kıvrılarak uzanan bir yılan biçimindeki oturma yeri Joan Miro’nun tablolarını anımsatır. Gaudi, seramik mozaik işlerini sürrealist tablolar yaratmak için kullanır gibidir.

Bell Esquard Villası (1900-02) ve Güell Parkı (1900-14) ile Güell Şapeli’nde (1898-1915) kendi başına ayakta duracak biçimde tasarlanmış bir strüktür gerçekleştirdi. Bu sistemin başlıca ögeleri eğik gelen yükleri aktarmak için kullanılan ayak ve sütunlarla ince kiremit levhalardan oluşturulmuş hafif tonozlardı.

Taş ocağı diye de anılan Mila Apartmanı (1906-10), büyük bir kaya kitlesinin içi oyularak oluşturulmuş gibidir. Yükler, taştan kolon ve kirişlerle taşınır, duvarların hiçbiri taşıyıcı değildir. Apartmanın kütlesi ve cephesine tümüyle eğriler ve dalgalı çizgiler egemendir.

Batllo Evi. Yapım tarihi 1904-1906. Apartmanın yol ile birleştiği yerlere fil ayağı şeklinde inen sütunları, dinazoru andıran çatısı, kuş yuvasına benzeyen küçük balkonları, balık pullarını andıran cephe süslemeleri ile kendini hemen belli eden binanın içi de aynı kıvrımları taşımakta imiş. İki alışılagelmiş bina arasında yer alan ve kendini hemen belli eden bu binanın cephesindeki dalgalanma deniz yüzeyini anımsatmaktadır. O dönemde Barcelona’da merkezi ısıtma olmaması, odaların ayrı ayrı ısıtılmasının gerekmesi Gaudi’ye çok sevdiği bol miktarda baca yapma imkanı vermekte, o da her biri için ayrı ayrı tasarımlar yapmakta idi. Aslında hem bu apartman hem de Gaudi’nin diğer binaları büyük bir heykel gibidir.

La Sagrada Familia’nın yapımı 1882 yılında başka bir mimarla başladı, Gaudi 1883’te işi devraldı ve 40 yıl bu proje üzerinde çalıştı. Yaşamının son 12 yılında başka proje almadı, kendini buraya adadı. Öldüğünde katedralin ancak bir transepti ve dört kulesinden biri bitmişti. Yapımı halen sürmekte. Payanda kemerleri kaldırılıp yerine sütun ağaçlar koyulmuş ve Gotik üslup çağdaşlaştırılmıştır. Katedralde, sarmal biçimli ayaklar, hiperboloid (hiperbolün kollarından birinin, hiperbolün iki ekseninden biri çevresinde döndürülmesiyle oluşan yüzey) tonozlar, hiperbolik paraboloid çatısı (kabuk çatı da denir) ile yılda 700 bin turist  çekiyor. Tamamlanmamış haliyle bile Avrıpa’nın en yüksek kilisesidir. Projenin tamamlanabilmesi için Roma Katolik Kilisesi, milliyetçi Katalanlar, Japon iş adamları ve Amerikalı turistlerin yaptığı büyük bağışlar ile finansmanı sağlanmaktadır.

Ölümünden sonra Gaudi’nin takipçisi olmadı. Hatta Bauhaus ile cepheleri çok net bitirilmiş, fonksiyonu öne çıkaran tarz Gaudi’nin tercihleri ile tamamen çelişti. Bitmemiş projelerini tamamlamak isteyen mimarlar onun tasarladıklarına sadık kalmadılar ve eserler uzun ömürlü olmadı. Gaudi çimento kullanmaktan mümkün olduğunca kaçınmış, sütunlarını genellikle tuğla ile inşa etmiş, seramik ve demir gözde malzemeleri olmuştur. Taşın basınç altında nasıl tepki verdiğini hidrolik preste incelemiş, incelemelerinin sonunda Antik Yunan’da olduğu gibi sütunlarının orta kısmını daha şişkin yapmıştır.

Ünlü yazar Juan Goytisolo (1931), “ Gaudi, ülke dışına bir kez çıktı ve Fas’a gitti. Oysa o sıralarda sanat eğitiminde moda Paris veya İtalya idi. Gaudi’nin ilgisini yalnızca Hint tapınakları, Kahire, Sahra, Sudan camileri çekiyordu” diyor. Dali tarafından “Gerçeküstücülüğün babası” olarak tanımlanıyor. Lorca, Sürrealist sanatçıların hayran olduğu Sagrada Famiglia Katedrali için “dinsel patırtı” diyor.

Gaudí’nin eserlerinin sekiz tanesi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır:

Güell Parkı,

Güell Sarayı,

Mila Evi 1984’te,

 

La Sagrada Familia’nın “İsa’nın Doğuşu” cephesi ile yeraltı türbesi,

Vicens Evi,

Casa Battlo ve

Colonia Güell Türbesi 2005’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiştir.

 

 

Füsun Kavrakoğlu

Paylaş
Published by
Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Madhubani Sanatı

Madhubani sanatı, Hindistan'ın Bihar Eyaleti’nin kuzey kısmı ile  Nepal'in doğu bölgelerini kapsayan tarihi ve kültürel…

7 saat ago

Batıda Doğu İslam ve Türk Algısı 95

Hegel için antik Yunan coğrafyası, Sokrates’i ile Oedipus ve Antigone’si ile özgür ve uygar birey…

1 gün ago

Göçmenler 21

“Derin bir hasret çekiyorlardı. Orada ne işleri vardı? Öylesine özlemini çektikleri şey doğdukları kent değil,…

2 gün ago

Okumak 6

Klasiklerle çağdaş eserleri dengeli biçimde okumak gerektiği söylenir. ‘Hayat ne kadar yıpratıcı olursa, şiir o…

3 gün ago

Çağdaş Dönem Gerçekleri

“Daire günde 118 avroya, kısa dönemli olarak kiralanıyor; bu fiyata vergi dairesi İrlanda'da bulunan Fransız…

4 gün ago

Faşizm Diktatörlük 48

20. yüzyılın sonlarında diktatörlüklere otokratik rejimler, diktatörlere de otokrat denmeye başladı. Princeton Üniversitesi profesörlerinden Stephen…

5 gün ago