Edebiyat

Çıplak Babalar

Margit Schreiner adlı yazarı birkitap.okudum’da görüp merak ettim. Ayrılık Üçlemesi’nin ilk kitabından başladım: Çıplak Babalar.

Avusturyalı yazarın ana karakteri olan kızın ölen babasını anlatışı bana kuru ve sevgisiz geldi. Oysa gerek çocukluğu gerekse yetişkinliği döneminde aralarında kötü bir şey de geçtiğinden bahsetmiyor.

Çocukluğunda bir süre için yuvaya bırakılışı en kötü anısı. Bırakılışı tamamen mecburiyetten olmuş. Anne hastanede, baba iş gezisindeyken orada kalmış. Baba dönünce onu yuvadan aldığında anne hala hastanedeymiş. Oradaki tek şikayeti de burnu akan bir arkadaşından iğrenip onunla el ele tutuşmaktan kaçınması ve öğle yemeklerini beğenmemesi. Ben doğrusu ülkemdeki yuvalar keşke böyle olsa diye düşündüm okurken. Ama yine de bu bırakılışın onda ömür boyu iz bıraktığını yazmış. “Bırakılmış olmak”, mutlaka ki iyi bir his değil. Ancak büyüyünce, bunun sebebini idrak edince bıraktığı iz silinirmiş gibi geliyor bana (belki de izlerin silinmesi gerektiğini düşündüğüm için). Hem de sabah kahvaltısında verilen tereyağlı ekmeğin kokusu da hala burnunda tüterken. Belki de son zamanlarda tacizler, aktif ve pasif şiddet olayları etrafımı o kadar sardı ki, bu yuva olayı bana güllük gülistanlık gözüktü.

Contemporary İstanbul 2021’de İrem Tok’un eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Babanın hayatını okurken sıkışmışlık hissi duydum. Küçük bir yerleşimde oturuyorlar, iş yeri evden gözüküyor. Bir yamaçta ev, karşı yamaçta iş yeri. Ölümü beklediği bakım evi de hemen orada. İyi ki iş gezisine gitmiş hiç olmazsa diye düşündüm. Aslında dünyada pek çok kişi hayatını küçük bir çevrede, oradan ayrılmadan geçiriyor. Belki de seyahat etmeyi sevdiğim için dünyayı görmeden ölmek bana bu kadar kötü geliyor. İnsanlar alıştıkları ve/veya güvenli buldukları çevreden ayrılmadan yaşamayı tercih ediyor olabilirler tabi. Ama bu seçimi yapma imkanları varsa. Neyse kız, başka bir şehre yerleşmiş.

Baba ölünce küllerinin nehre savrulmasını istemiş. Bu arzu bana, ömründe yapamadığını, ölümünden sonra yapmak istediğini, hiç olmazsa küllerinin başka yerlere gitmesini hedeflediğini hayal ettirdi. Ama o da olmamış: Külleri kavanoza konup, küçük bölmede karısının kavanozunu beklemeye bırakılmış. Aslında hep kavanozdaymış diye düşündüm.

Kitap çok etkileyici. O kadar iyi yazılmış ki, bana pek çok his yaşattı, pek çok şey düşündürdü. Üçlemenin ikinci kitabına hemen başladım.

Çıplak Babalar, Margit Schreiner, YKY, İkinci Baskısı 2024.

 

admin

Önceki Yazılar

Batıda Doğu İslam ve Türk Algısı 95

Hegel için antik Yunan coğrafyası, Sokrates’i ile Oedipus ve Antigone’si ile özgür ve uygar birey…

21 saat ago

Göçmenler 21

“Derin bir hasret çekiyorlardı. Orada ne işleri vardı? Öylesine özlemini çektikleri şey doğdukları kent değil,…

2 gün ago

Okumak 6

Klasiklerle çağdaş eserleri dengeli biçimde okumak gerektiği söylenir. ‘Hayat ne kadar yıpratıcı olursa, şiir o…

3 gün ago

Çağdaş Dönem Gerçekleri

“Daire günde 118 avroya, kısa dönemli olarak kiralanıyor; bu fiyata vergi dairesi İrlanda'da bulunan Fransız…

4 gün ago

Faşizm Diktatörlük 48

20. yüzyılın sonlarında diktatörlüklere otokratik rejimler, diktatörlere de otokrat denmeye başladı. Princeton Üniversitesi profesörlerinden Stephen…

5 gün ago

Hammershøi 2

Ev İçi Tabloları (Interiors) Kopenhag’da, on yıl yaşadığı evini, sarı ve leylak rengi duvarlarıyla 60…

6 gün ago