Categories: Kültür

Şiddet 139 | Çağımızın Şiddeti 21 Hakikat Sonrası Çağ, Bizim Çağımız

  • Amerikalı akademisyen Ralph Keyes 2004 yılında Hakikat Sonrası Çağ adlı kitabını yazdı. 2016 yılında Oxford Sözlüğü bu kavramı (The Post Truth Era) yılın sözcüğü seçti.
  • Bilme ile inanmanın yarışını inanma kazandı.
  • Politika, bilgi teknolojisinin gelişimine aykırı şekilde, büyük oranda gerçeği perdeleme üzerine kuruluyor. Siyaset, medyadan sanata, iş yaşamından sosyal hayata yalanla örülü bir evren yaratıyor. Yalan habere inanılıyor, yalancı politikacının peşinden gidiliyor. Gerçek “zenginleştiriliyor”. Gerek kişiler, gerekse toplum, olduğundan daha iyi görünme arzusu taşıyor. Bunun için rol kesiliyor.
  • Gerçeği gizlemenin zaman kazandırdığına, gergin toplumsal ortamları yumuşattığına, mahcubiyeti engellediğine, çatışmalardan sıyrılmayı kolaylaştırdığına inanılıyor. Medyaya önemli görevler düşüyor. İnternet de doğru ve yanlış bilginin yan yana yer aldığı bir mecra.

Siluet, Gamze Dökmetepelioğlu, 2017.
Sanatçı tül üzerine kumaş boyası ile gerçekleştirdiği eserinde yabancılaşmayı konu alıyor. İnsanı tanımlayan değerler birer birer yok olurken, bireylerin kimliksizleşmesini, ardından siluetlere dönüşmesini canlandırıyor.
Günümüzde insanların çoğu yaşamlarını, gerçekliğin içini boşaltacak bir taklitçilikle sürmeye yöneltiliyor. Medyatik şov, aceleyle belirip kaybolan bir imgeler ve sözcükler karmaşası içinde. Tüm yenilikler öylesine hızlı eskiyor ki, neredeyse dile geldikleri anda tarihe karışmış oluyorlar.
Fotoğraf:https://www.instagram.com/p/BUCpYQklzGo/?taken-by=gamze.dokmetepelioglu

  • Baudrillard’a göre, milyonlara TV kanalları aracılığıyla izletilen Saddam heykelinin yıkılışının otantik olmadığı; heykeli yerde sürükleyen kişilerin çoğunun foto muhabiri olduğu ortaya çıkmıştı. O nedenle gerçek artık hayatımızdan çıkmıştı. “Gerçeğin öldüğü” daha önce de ilan edilmişti. Baudrillard’a göre ölen taklit, mimesis idi. Mimesis, hem bilimin hem de sanatın özüydü. Batı kültürünü ve metafiziğini bu yöntem oluşturmuştu. 20. yüzyıl sonunda ise insanlar nesneleri de, sanatı da doğaya değil, bizzat kendileri tarafından üretilmiş nesnelere bakarak üretiyordu. Baudrillard buna simulacrum (Yun. taklit) diyordu.
  • 1960 sonrasına güvensizlik çağı adı verilmişti. Korkunun sistemli bir süreç haline dönüşmesiyle, bu döneme de risk toplumları adı yakıştırıldı. Sanayi üretimi mekanizmalarının oluşturduğu kirlilik ile çevre koşullarında ortaya çıkan yıkım ve küresel ısınma da güvensizlik ortamının artmasına katkıda bulunuyor. Önce mekanın yitimini yaşayan dünya, sonra da gerçeğin yitimini yaşıyor ve mistik-metafizik arayışlarla Gerçeküstücülük artıyor, deniyor.
  • Susan Sontag’a göre, Batı, giderek daha fazla, savaşı seyirlik bir gösteri olarak görmeye başladı. Aklın ölümü, entelektüelin ölümü, ciddi edebiyatın ölümü gibi gerçekliğin ölümünü bildiren haberler, birçok insan tarafından da üzerinde fazla kafa yormadan kabullenilmekte.
  • Sanal gerçeklik için her gün yeni yolların geliştirilmesi ile sanal gerçekliğin fiziksel ortamların yerini almasının getireceği sorunlar da tartışma konuları arasına girmiş oldu.
  • Slavoj Žižek 2003 yılında bir Donald Rumsfeld analizi yapmış, Rumsfeld’in Irak’ta yapılan işkenceleri bildiğini bilmemesi,  Lacan’ın söylediği kendini bilmeyen bilgiye ilişkindir ve Žižek’in değerlendirmesine göre bu tam anlamıyla Freudçu bilinçdışıdır.
  • Algılarımızla oynayan bir düzenin içinde, tüm gerçekliğimizi kaybetme tehlikesi ile yüz yüzeyiz. Küreselleşme iyiyken kötü, milliyetçilik kötüyken iyi, güvenlik devleti kötü iken iyi olabiliyor, kavramlar her gün içerik değiştiriyor. Tam bir belirsizlik evreni içindeyiz: Kutsallarımızın, değerlerimizin, doğrularımızın bu denli değişken olması, şizofrenik bir ruh hali yaratabiliyor. Tüm dünya liberal olmayan güçlerin zemin kazandığı bir döneme girmiştir, deniyor.
  • Polonyalı sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman (1925-2017), çağımızı tanımlamak için Akışkan Modernite terimini kullandı. Bauman’a göre, toplumdaki değişim o kadar hızlanmıştı ki, sıvılaşmış, akışkanlaşmıştı. Değişim, değişmeyen tek şeydi. Bunun ortaya çıkardığı belirsizlik de tek belirli şeydi. Eski katı ve belirgin yapıların ve alışkanlıkların yerini; sürekli değişen, esnek ve muğlak yapılar almıştı. Bauman buna bugünün yeme-içme alışkanlıklarından, sosyal medyaya, yaşanan aşklara ve içinde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik düzene kadar her şeyi dahil ediyordu.
  • İnsanlığın mükemmel, yaralanmaz, her şeyi bilir olmaya ve faniliğini aşmaya dair eski rüyası, 21. yüzyılda transhümanizm denen akımla yeniden can buldu. Teknoloji ile ölümün yenilmesi ve insanın yapım hatalarının giderilmesi için 2015 yılında yapay zeka tapıncına yönelik bir kilise kurulmuştur: wayofthefuture.church. Transhümanistler, kendini mükemmelleştirme, kendini optimize etme ile ilgilidirler. Modern günah, mükemmellikten uzak kalmaktır. Oysa kendisiyle dost olan insan mükemmel olmamaktan incinmez.

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Batı’da Doğu, İslam ve Türk Algısı 1

Avrupa Marksizminin önemli figürü Louis Pierre Althusser (1918-1990), ideolojinin açıktan değil örtük bir şekilde işlediğini söyler; ideoloji verili saydığımız pratikler,…

1 gün ago

Likya Işık Ülkesi 37 Likya Yolu

  Türkiye’nin ilk uzun mesafe yürüyüş parkuru olan Likya Yolu’nu, Likya’da ilk kez 1988 yılında yürümüş olan İngiliz Kate Clow…

1 gün ago

Likya Işık Ülkesi 36 Likya’da Adak Stelleri

  Antalya Müzesi’nde Kaş, Elmalı ve Kumluca’da bulunup, satın alma yoluyla müzeye kazandırılmış adak stelleri sergilenmektedir. Bunlar, MS 3. yüzyıla…

4 gün ago