Categories: Sanat

Çağdaş Dönemde Sergileme 1

  • Ortaçağ’da Kıta Avrupası ülkelerinde aristokratlar ve eğitimli insanların heykeller, tablolar, tabiat bilimi numuneleri ve ender eserleri bulundurdukları nadire kabinesi denen yerler vardı. Kraliyet koleksiyonlarına ve asillere ait sanat eserleri özel günlerde halka ve gezginlere açılırdı.
  • Paris’te Napoléon Müzesi 1793’te açıldı ve modern müze kavramını şekillendirdi: Sanata sürekli erişim imkanı yalnızca imtiyazlı kesime mahsusken, Napoléon Müzesi’nden sonra sanat eserine erişmek her kesimden insanın temel hakkı haline geldi. Esas amacı sanatı öğretmek olmayan müzede, sanat eserleri tasnif edilmemişti.
  • Modern müzeler, nadire kabinelerini, sarayın ve kilisenin himayesindeki koleksiyonların arkasındaki sembolik anlamlandırma düzenini yıkarak Tanrı’nın, imparatorun, aristokrasinin yerine insanlığın temsillerini koydu; devlet eliyle kuruldu ve örgütlendi; tarih ve ulus yaratmak önemsendi. İlk modern müze olan Louvre ve ondan birkaç yıl arayla kurulan Brera, Prado, Rijksmuseum, İngiliz Ulusal Galerisi, Prusya Devlet Müzesi’nin milliyetçi ya da ulusçu olduğu söylenebilir.
  • Louvre, British Museum, Berlin Müzesi, Viyana Müzesi, Metropoliten modern müzeler. Bunlara evrensel müzeler de deniyor. Bu müzeler, büyük ölçüde, kolonyal dönemde yapılan talanla kuruluyorlar. Dolayısıyla buralarda bütün uygarlık tarihinden kültür değerleri yer alıyor.
  • Jacques Louis David (1748 – 1825), Bourbon Hanedanı’na ev sahipliği yaptığından tüm monarşik çağrışımları beraberinde getiren Louvre’a sanat eserlerini ekollere ayırarak sınıflandıran, sanata eğitsel bir hava katan bir düzen getirmişti; bu düzene ansiklopedik müze modeli de denebilir.
  • 1936 yılında Walter Benjamin (1892-1940), fotoğraf-sanat yapıtı ilişkisini irdelediğinde, bu yeni icat ile sanat yapıtının halesini yitireceği neticesine varıyordu. Sanat yapıtının çoğullaşmasıyla ilişkili olan halenin yok edilişi, fotoğraf ve reprodüksiyonla alakalı olduğu kadar müzeleşme ile de ilgilidir. Çoğaltma işlemi aynı yapıtın ya da yapıtın farklı zamanda yeniden üretilmesi ile farklı müzelerde yerini alabilir.
  • André Malraux (1901-1976) ise fotoğrafın, sanat yapıtına erişimi çok kolaylaştıracağını, hatta sanal bir müze (Le Musée Imaginaire) imkanı yaratacağını öne sürüyordu.
  • Modern sanat müzesi zamanla sanatı samimiyetsiz bir haz kaynağı olarak algılayarak teşhir etmekle; izleyici ile eser arasına estetik bir uçurum koymakla; sanat eserini pleksiglas kafeslere hapsetmekle; eseri hayatın dışında tutmakla eleştirilmiştir.
  • Müze-eser ilişkisini gayet açık ve net biçimde tanımlayan MoMA, 1950’lerin saf form ve soyut güzellik mabedi idi. Eserler dünyadan tümüyle tecrit edilmiş olarak döşemeleri cilalı, beyaz çıplak duvarlı galerilerde solgun, soğuk ışıklar altında sergilenirdi. 1983 yılında müzeye birkaç pencere eklendi. Eserler, sokaktan görülebilecek şekilde düzenlendi ve dış dünya pencereden içeri girerken, sanat da dışarı sızdı. 1990 yılında yöneticilik görevine başlayan sanat tarihçisi ve Armani takım elbiselerinin mankenliğini de yapmış Kirk Varnedoe’nun (1946-2003) müzede açtığı, gücünü popüler kültürden alan High & Low sergisi ile Greenberg’çü anlayış sona erdi.
  • d’Orsay Müzesi’nin İtalyan kadın mimar Gae Aulenti (1927-2012) müzedeki aristokratik sanat geleneğine itiraz ederek, eskinin şaheserlerini henüz ünlenmemiş eserler ve dönemin dekoratif sanat örnekleri ile yan yana sergiledi.

Domus, Museum of Mankind, La Coruna, Galiçya, İspanya.
Mimarlar César Portela ve Arata Isozaki, 1991-1995. Minimalist Japon mimar Isozaki, Modernist ustaların yaptığının tam tersini yapmakta; biçimleri metafora uğratarak, onları bir araya getiren temel tasarım kurallarını bozmaktadır. Isozaki, kendisini şizo-eklektik olarak tanımlıyor. Isozaki günümüz Japon mimarlığının süper starı olarak kabul ediliyor.
Bu mimar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Mustafa Kandil‘in ’95/262 Mimarlık Dergisi’ndeki yazısından yararlanabilirsiniz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • ABD’li estetik teorisyeni Arthur C. Danto’ya (1924-) göre mimari açıdan müzenin muadili mabettir. Kişi, müzede kendini yüce hisseder. Karl Friedrich Schinkel (1781-1841) Berlin’deki Altes Museum’u kaya podyum üzerinde yükseltmiştir; Mies van der Rohe (1886-1969) de Berlin Müzesi’nde benzer bir yaklaşımı benimsemiştir. Podyumun üzerinde duran, sıradanlığın dışında ve üzerindedir. Her podyum bir merdivene muhtaçtır, merdivenden çıkıp inmek dönüşüm geçirmektir. Müzeden dönüşüm geçirmiş olarak çıkılır, der.
  • 1960’ların başlarına kadar müzelerin dış tasarımları, ya klasik dönem tapınaklarını ya da Rönesans köşklerini andırmaktaydı. Mimari yoluyla aurayı/haleyi yansıtmak önemsenmiştir.
  • Ama 1929 yılında kurulan MoMA, inşa edilirken podyum üzerinde yükseltilmemiş, giriş merdiven çıkmadan, sokak seviyesindeki cam kapıdan yapılır. Müze, hayatın akışı ile aynı düzlemdedir. Kapılarını sanatsal fotoğrafçılığa açan ilk müze olan MoMA’da zamanın tasarım harikaları da sergilenmeye başlamıştır.

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Kudüs

"Nobel Edebiyat Ödülü’nü otuz yıl içinde kazanacak’" "Portekiz edebiyatı ondan öncesi ve sonrası olarak ayrılacak" "Portekizli Kafka" "Philip Roth ve…

22 saat ago

Jerzy Skolimowski

  Aktör, şair, yazar, yönetmen, amatör boksör, ressam ve tasarımcı. Yaptığı görselliği yoğun, şiirsel kurgulu filmler ile Polonya sinemasının yetiştirdiği…

22 saat ago

El Simgesi

Kur'an-ı Kerim'in Ahzab suresinin 33. Ayetinin tefsirine göre, Hz. Peygamber bir gün yanına gelen Hz. Ali'yi, kızı Hz. Fatma'yı ve…

5 gün ago

Kon-Tiki

           

5 gün ago

Zanaat, Uygulamalı Sanat, Sanat

Zanaat, uygulamalı sanat ve sanat arasında bir ayrım yapabilmek gittikçe güçleşmektedir. Louvre Müzesi’nde ve başka birçok müzede, resim, heykel, çizim,…

1 hafta ago

Success And Failure

  Source: Harvard Business Review, January-February 2010   The brain can rewire itself in response to experience – this is…

1 hafta ago