Bu karşılaştırmanın görselleri için Pınar Üker’in canlandırmasını kullanmak istedim.
Fotoğraf:tasarimtarihi.wordpress.com
Modernizm’den Postmodernizm’e geçişi Nilüfer Kuyaş şöyle anlatıyor:
“Modernist sanat, sanatı özerk bir alan haline getirme çabasındaydı. Politikanın, devletin, ailenin, ideolojinin, piyasanın araçsallaştıramayacağı bir direniş alanı olmaktı Modernist sanatın hedefi; kalıplaşan algıları kırmaktı…. Modern toplum projesi kendini yeniden üretmek için ne kadar daha rasyonelleşmek zorundaysa, meşrulaşmak için de o kadar temel, manevi değerlere ihtiyaç duyuyordu. Bu çelişkinin zamanla din duygusunu yeniden canlandırması, hatta köktendinciler üretmesi gecikmedi…. Duyulan manevi açlık ve aşkınlık ihtiyacı, sanata yöneldi. Sanat dinin yerine geçmeye başlıyordu. Sanatın özerkliği gene tehlikedeydi. Modernlik artık kendisiyle kavga edecekti. Postmodern bilincin doğuşuydu bu.”
İmparatorluk döneminde kadına karşı ön yargılı bakış açısı dul kadınların tekrar evlenmesini istememek, bedensel hareket…
7. yüzyılda, imparatorluk sarayına Wu Zetian (saltanatı 690-705) hükmediyordu. Çin tarihinde Hükümran İmparatoriçe unvanını alan…
Kadın güzelliğini anlatan bir Çin atasözü “Balıklar batmış, yaban kazları düşmüş,” der. Eski Çin’de güzellik…
Evdeki en yaşlı erkek hane halkının başıydı ve ailesinin ona itaat etmesi gerekirdi. Evi karısı…
Eski Çin’de nişanlılar evlenmeden önce birbirlerini göremezlerdi. Her yasal Çin evliliğinde altı tören vardı: İsteme,…
Batılılar insanoğlunu yaradılışın merkezi olarak görürken Çinliler, insanı doğanın içinde oldukça küçük bir figür olarak…