Çağdaş Sanata Varış 199| Yeni Dışavurumculuk 2 Almanya’da Yeni Dışavurumculuk
Yeni Dışavurumculuk, 20. yüzyılın ilk yarısında etkili olmuş Alman Dışavurumculuğu ile ilişkilendirildiği için akıma Almanya’da Yeni Fovizm, Yeni Vahşiler adı da verilmiştir. Alman Yeni Dışavurumculuk’u, DieBrücke’nin koyu Dışavurumcu renkleri ile Der Blaue Reiter’in daha lirik tonlarını harmanlamaktaydı.
Almanya’da sergilenen yoğun, ham, şiddetli dışavurumculuk ile primitif çağrışımlı ögelere yer verilmiş, Nazilerin dejenere sanat diye damgaladıkları Alman Dışavurumcuların mirasçısı oldukları gerekçesiyle Yeni Vahşiler olarak da adlandırılmışlardır.
Aslında, 1980’li yılların Alman Neo Ekspresyonist çalışmalarının önemli bir kısmı, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki bölünmüş bir ülke olarak yaşanan sorunlu dönemiyle açık bir yüzleşme çağrısıdır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman sanatında, Alman kimliğine dair göstergelerin kullanımından kaçınılmıştı. Yeni Alman Dışavurumcuları, Joseph Beuys’un açtığı yolda giderek, ama resim sanatı aracılığıyla, kendi geçmişleri ile hesaplaşmayı ön planda tutmuşlardır.
Hukuk eğitimi gören, Horst Antes ve Joseph Beuys’dan sanat dersleri alan Anselm Kiefer (1945-), Kavramsal Sanat yaparak başladığı kariyerini ressam olarak sürdürmüştür. Doğal malzemeler de kullandığı dev boyutlu anıtsal resimlerinde Almanya’nın eski tarihine, uzak geçmişe yönelik mitolojisine ve Nazi dönemine ilişkin göndermelere yer veren Kiefer, simgeci bir tarihsel anlatı anlayışı sergilemiştir. Saman, kül, kan gibi malzemelerin kullanımı ile savaş, yıkım, soykırım gibi olgulara işaret etmiştir. Almanlığı ve Alman geçmişini anıtsallaştırdığı için eleştiri de almıştır. Resimlerinin koyu, karanlık atmosferi Almanya’ya yakılmış ağıt niteliğindedir. Kiefer, diğer Alman Yeni Dışavurumcuları içinde en karamsar vizyonu ortaya koyan sanatçıdır. Kiefer’in siyasal resimleri doğrudan Nazizm, Savaş, Alman kimliği ve ulus olma meselelerine eğilmekteydi. Kiefer, resimlerinde, toplumun kefareti ya da rehabilitasyonunun peşindedir: “Ne kadar geriye gider ve aşağıya inebilirseniz, o kadar ileri sıçrayabilirsiniz”, demiştir. Kiefer, “Avrupa’nın tarihi, Amerika’nın medyası vardır ve Amerikan sanatı hep kitle kültürü ile ilgili olmuştur” yorumunu yapmıştır.
Kiefer Çağdaş Dönemde fotoğraf üzerine akrilik, emülsiyon, yağ ve şellak (bir böceğin salgısı) kullanarak eserler vermeye devam etmektedir.
Wege der Weltweisheit: die Hermanns-Schlacht, Anselm Kiefer, 1978. Kiefer’den bir alıntı: “Heidegger gibi parlak bir zekanın Nazilere yakınlık duyması, toplumsal anlamda bu kadar sorumsuz olması nasıl olabilir? Céline’de de aynı sorun var: sefil bir Yahudi düşmanı ama harika bir yazar. Bir resmimde Heidegger’in beyninde büyüyen mantarımsı bir ur resmettim. Genel olarak düşüncelerdeki çelişikliği ifade etmek istiyorum. Çelişki, sanatımın ana temasıdır. Almanya kadar çelişkilerle dolu başka bir yer yoktur. Nietzsche ve Heine, Almanya’nın çelişkilerine yönelik duygularını, Almanya’ya duydukları nefretle ifade etmişlerdir. Ben de sanatımda tıpkı Heine gibi, hem Alman entelektüelliğini, hem Yahudi ahlakını aynı anda ifade etmek istiyorum. Sanatın sorumluluk alması gerektiğine, ama bunu yaparken sanat olmaktan çıkmaması gerektiğine inanıyorum. Minimalizm kadar saf bir sanatın içeriğe zarar verdiğini düşünüyorum. Sanatın mutlaka bir içeriği olmalıdır. Benim sanatımın içeriği çağdaş olmayabilir ama politik ve eylemcidir. Bence sanat, sanatın dışındaki olgulara tepki verdiğinde en iyiye ulaşır.” Fotoğraf:art.db.com
Alman ressam ve heykeltıraş Georg Baselitz (1938-), Doğu Berlin’de başladığı eğitimine Batı’da devam etmiş, Berlin’de eğitimcilik de yapmıştır. Gençlik döneminde yaptığı şiddet ve cinsel içerikli eserleri arasında sansürlenenler, polis tarafından el konanlar olmuştur. 1969 yılında imgeleri tersyüz ederek yapmaya başladığı tepetaklak resimleri ile tepetaklak olmuş bir dünya çağrışımı vermek ve dikkati konudan çok tuval yüzeyindeki ham, dışavurumcu enerjiye çekmeyi amaçlamıştır.
Der Brückechor (The Brücke Chorus), Georg Baselitz, 1983. “Resimlerimin anlamdan ve çağrışımlardan bağımsız olması için standart motifleri tepetaklak resmetmeye başladım. Bu şekilde resmetme, içeriğin yorumlanmasını engelliyor. İnancım odur ki, resim yapacaksan, önemli bir nedenin, önemli bir yaklaşımın, önemli bir amacın olması gerekir.” Fotoğraf:www.saatchigallery.com
Gerhard Richter (1932-) ve Sigmar Polke (1941-), 1960’larda Pop Sanat’a ilgi duymuş, 1970’lerden 1980’lere uzanan süreçte parodi kullanmışlardır.
Soyut Dışavurumcu tavrı kavramsallıkla ve Pop Sanat ögeleriyle harmanlayan Polke’nin resimleri, Modernizm’in bir tür ironik yorumudur.
Gerhard Richter’inresimleri, Geometrik Soyutlamadan Soyut Dışavurumculuğa, Foto Gerçekçilikten tek renkli resimlere uzanan bir üslupsal çeşitlilik gösterir. Zaman zaman siyasi boyutlu simgesel ögeler de kullanmıştır.