Categories: Sanat

Çağdaş Sanata Varış 207| Postmodern Müzik 2

  • Yenilikçi kuşaklar, genellikle Avusturyalı besteci Anton Von Webern (1883-1945) yolunda yürüyen bir dizisellik yöntemi ile özdeşleşir. Webern, ölümünden 10 yıl sonra bir öncü olarak yeniden seçkinleşir.
  • İlk kez 1955 yılında Werner Meyer-Eppler tarafından yapılan, şansa bağlı/rastlantısal müziği (aleatory), doğaçlama veya John Cage’in belirsizlik prensibine dayanan müziği ile karıştırmamak gerekir. Bu yöntemde parçanın geneli belirlenmiş, detaylar şansa bırakılmış; besteci, parçanın bir bölümünü yorumcunun değerlendirmesine bırakmıştır. Bir bakıma, yönlendirilmiş bir doğaçlamadır. Notaların üzerine rastgele mürekkep döküp ne okunabilirse onu çalmak; nota sayfalarını kura çeker gibi çekip ve çıkan sırayı uygulamak; yorumcunun birkaç sayfa yere düşürüp doğaçtan çalmayı sürdürmesi gibi deneyler yapılmıştır. Teybe kaydettiği sesleri laboratuvarda elektronikleştirip yeni deneyler yapan Pierre Boulez (1925-2016), Karlheinz Stockhausen, John Cage, Christian Wolf gibi birçok besteci bu yöntemi kullanmıştır.
  • 1974 yılında Paris’te müzik araştırma merkezi IRCAM kurulmuş, bu ortamda dizisel teknik geliştirilmiş ve elektronik aygıtlarla deney yapma olanağı sağlanmıştır.
  • Japonya, Bali, Endonezya, Hindistan ve Afrika müziklerine büyük ilgi duyulmuştur. Bu toplumların özgün müziği, çalgıları, ritimleri Batı müziğine yeni sesler getirir. Asya müziğindeki tekdüze yineleme, Uzakdoğu’nun gizemli ezgileri, ve Afrika’nın ritimsel çeşitliliği Batı müziğine dahil edilir.
  • 1960’ların Fluxus akımı, önceleri müzik ve tiyatronun birleşmesinden kaynaklanmış, her türlü sesi müzik sayan bir akımdı. Fluxus, müzik sanatında sonraki kuşağın minimal müziğine bir hazırlık aşaması olmuştur. Steve Reich (1936-), Philip Glass (1937-) ve John Adams (1947-), minimal müziğin yineleme özelliğini deneysel bir basamak olarak kullanmışlar; Glass’ın Einstein Kumsalda (1976), Satyargraha (1980), Fotoğrafçı (1982) ve Akhnaten (1984) operaları;  Reich’ın Çöl Müziği (1983) ve Adams’ın Nixon Çin’de adlı operaları geniş izleyici kitlesinin ilgisini çekmiştir.

Bir Karlheinz Stockhausen partisyonunun fotoğrafı.
Fotoğraf:www.hauss.gr

  • 1960’lı yılların sonunda ve 1970’li yıllarda Alman klasik müzik ve opera bestecisi Karlheinz Stockhausen (1928-2007), klasik müzik için birçok yenilikler getirmiş, elektronik müzik bestelemenin birçok değişik şekillerini denemiştir. Haftanın her günü için hazırladığı 7 değişik operadan oluşan bir opera serisi ve günün 24 saatine ithaf ettiği müzikler yapmıştır. Bali, İspanya, Vietnam, Japonya, Macaristan başta olmak üzere her çeşit esinlenmeyi elektronik gereçler kullanarak birleştirir. Teybe kaydettiği sesleri laboratuvarda elektronikleştirip yeni deneyler yapar. Webern’in kromatik skalanın notalarını dizeler içinde kullanma kuramını  ses gürlüğü, süre ve tını gibi başka ögelere uyarlar. Webern’in grup kompozisyonu kavramını da geliştirerek, değişik karakterdeki malzemeleri birleştirip, sunma sırasını yorumcuya bırakan çalışmalar da yapmıştır. Elektronik ve akustik malzeme ile rastlantısallığı kaynaştırması, yaratıcı buluşlara yol açmıştır.
  • Oğlu, Çağdaş Dönemin en eklektik müzisyenlerinden, trompetçi, doğaçlama sanatçısı ve besteci Markus Stockhausen (1957-), çağdaş ve klasik müzikteki ustalığını caz müzikte de gösterebilen ender sanatçılardandır.

Stockhausen, Mantra adlı bestesi için grafik hazırlarken.
Fotoğraf: Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY.

  • 1970’lerin sonunda ve 1980’li yıllarda Batı müzik tarihini etkileyen en önemli ögelerden biri hala, Modern dönemde olduğu gibi, Uzakdoğu’nun gizemidir.
  • 1960’lı yılların ortasından sonuna kadar gözde olan Minimalist müziğin öncülerinden biri olan, günümüzde ABD’nin yaşayan en büyük bestecisi olarak kabul edilen Steve (Stephen Michael) Reich (1936-), müziğin geleceğinin Batılı olmayan; Endonezya, Afrika ve Hint yapısındaki müziğe bağlı olduğunu söyler. Reich’ın döngüsel, yavaş ritimli müziği Çağdaş Dönem müzisyenlerini etkilemiş; müziği 1980’li yıllarda karanlık bir karakter kazanmış, tarihi temaları, özellikle Yahudi mirasını esas almış; Different Trains adlı yapıtıyla Grammy Ödülü’ne layık görülmüştür.
  • Israrlı ritim yinelemeleri ve metal vurma çalgıların tınıları ve Zen Budizm’in felsefesi 1992 yılındaki ölümüne kadar John Cage’in ritmik kalıplarını ve deneysel müziğini yönlendiren etkenler olmuştur.
  • Schoenberg ve Stravinsky başta olmak üzere 1930’lu yıllarda Avrupa’nın büyük bestecileri ABD’ye yerleşmeye başlar. Çağdaş Amerikan müziği bu öncülerden etkilendiği gibi Avrupalı besteciler de geniş bir ses paleti ve büyük formlar kullanmaya ve deneysel sesleri birleştirmeye başlarlar. Postmodern kültürel üretimin gerçek öncüsü Schoenberg değil, Stravinsky’dir, denir. Onun müziği, atonal özelliği, ritmik yapısı, melodi ve armonisinin enerjisi ile “yüksek klasik sanat”ta Postmodernizm’in başlangıcına işaret sayılır. Müzik eleştirmeni Philip Glass, besteci-eleştirmen Igor Stravinsky’nin (1882-1971) özgün olarak dört el için bestelenip sonradan orkestra uyarlaması yapılan Bahar Ayini adlı eserindeki olağandışı, sınırları zorlayan ilkel ritme dikkat çeker. Stravinsky’nin yeni malzemeler kullanması, ilkel boyların ritim düzeni, birden çok ritme bağlı yapısı, canlı ve güçlü ritim dokusu, vurma çalgıların yeni bir anlayışla, şiddetli ritim teknikleri ile kullanılması, ısrarlı ritmin tekdüzeliği, coşkusu, çoğunlukla tonal olmayan armonisi Postmodernizm’in habercisi olarak görülürler.
  • Stravinsky caz müziğinden de yararlanmıştır. Daha ABD’ye gitmeden 1918 yılında bestelediği Ragtime adlı eseri, caz müziğini sanat müziği ile birleştiren erken örneklerden biridir.
  • 1980’li yıllar, caz müziği diline de çok kaynaklı bir zenginlik getirir. Afrika’daki Afro-Pop akımı, Latin Amerika müziği, özellikle Brezilya, caz müziğine ayrı bir renk katar. Giderek iyi eğitim görmeye başlayan caz müzisyenleri, kompozisyon ve yorumculuk konusunda teknik aşamalar kaydederler. Caz müziğinde artık yalnız Amerika’nın değil, 1980’li yıllardan başlayarak, büyük plak şirketlerinin de özgün yapıtlara desteği ile, Avrupa kıtasının katılımı da söz konusu olur.
  • Alman besteci Carl Orff (1893-1982), Stravinsky gibi ilkel boyların törelerinden, Gregorius Ezgileri’nden, Golliardlar’ın din dışı ezgilerinden yararlanmıştır. Özellikle Carmina Burana’da parlak orkestra renkleri, yalın çizgiler, ritmik çeşitlemeler, ksilofon ve piyano gibi vurma çalgılardan elde edilen zengin tını, insan coşkusunu dile getiren geniş koro görülür.
  • İtalyan besteci, kuramcı, öğretmen Luciano Berio (1925-2003), 1955 yılında Milano Elektronik Müzik Stüdyoları’nı kurmuş; eserlerinde insan sesi ile elektroniği birleştirmiş; şarkıcıları notaya bağlı kalmak ya da serbest söylemekte özgür bırakmış; çeşitli bestecilerin ezgileri ile kendi önceki müziklerinden alıntılarla kolaj tekniğini geliştirmiştir.

Rastlantısal müzikte grafik notalama yöntemi gündeme gelir. Besteci yorumcuya böyle bir taslak çizer. Taslakta, ses yükseklikleri, gürlükler, süreler, devinim, yoğunluk ve anlatım açısından yönlendirmeler resimsel çağrışımlarla sese dönüştürülür.
Fotoğraf:michaelkrzyzaniak.com

  • Akustik çalgılarla teyp müziğini birleştiren besteciler olduğu gibi bilgisayar dönemiyle, bestelerini bilgisayar yardımıyla yapan besteciler de ortaya çıktı. Charles Dodge (1942-), 1975 yılında Celebration (Kutlama) adlı yapıtında müzik ile dijital olarak kaydedilmiş konuşma sesini  birleştirmiştir. Bilgisayar kullanan ilk besteciler arasında Pierre Boulez (1925-2016), Emmanuel Ghent (1925-2003), Milton Babbitt (1916-2011), Yannis Xenakis’i (1922-2001) sayabiliriz.
  • ABD’de, oda müziği derneklerinin üye sayısı, 1979’da 20 iken, 1989 yılında 578’e ulaştı.
  • 1970- 1989 arasında ABD’de operaya gidenlerin sayısı üç kat arttı. ABD’deki 113 profesyonel opera topluluğunun dörtte üçe yakın bölümü 1965’ten sonra, bunların çoğu da 1980’li yıllarda kurulmuştur. Opera, eski moda görünümünü geride bırakarak, geniş bir izleyici kitlesine seslenmeye başlamıştır. Yüzyıllar öncesine ait bir biçim, çağdaş izleyici için yeniden canlandırılmıştır. Bu gelişmeye, sahnenin üstüne yerleştirilen ve yabancı dildeki operaların çevirisini sunan üst yazıların payı büyüktür. 1974-1975 sezonundaki 16 galaya karşılık 1987-1988 sezonunda 141 gala düzenlenmiştir.
  • Moonstruck (Ay Çarpması, 1987) ve Fatal Attraction (Öldüren Cazibe, 1987) gibi başarılı filmlerde operadan bolca yararlanıldı.
  • Reklamlarda, ürünlere bir kalite imajı kazandırmak için opera müziğinden yararlanılmaya başlandı.
  • Boston Senfoni Orkestrası, popüler müzik programlarıyla genç dinleyicilere seslenmeye başlamış; St. Louis ve Phoenix Senfoni Orkestraları Jean Gecesi düzenlemiş ve girişte kravat takmama koşulu koymuştu. Amaç, yeni dinleyiciler ve yeni gelir kaynakları yaratmaktı.

 

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

The Darjeeling Himalayan Railway 1

The Darjeeling Himalayan Railway is synonymous with the development of the Darjeeling hills. Along with…

14 saat ago

Gurka, Gorka ya da Gorkhali

Gurkalar’ın çoğu Gurung, Magar, Rai ve Limbu etnik topluluklarından gelir. Güney Asyalı askerlerdir. Çoğu Nepal…

6 gün ago

Postkolonyalizm 19

İngiltere, sömürgeci ve işgalci politikalarıyla etkisi bugün de süren sorunlar bıraktı: Filistin meselesi, Kıbrıs meselesi,…

7 gün ago

Dünyadan Atasözleri

İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça ihtiyarlarlar. Malezya Ne kadar alçaktan uçarsan, düştüğün zaman o…

1 hafta ago

Müziğe Dair 4

Ortodoksluğun müzik enstrümanlarına koyduğu yasak, kilise vokal müziğinin gelişimine yol açmıştır. Rus halk şarkılarının çok…

1 hafta ago

İngiliz Klasik Müziğine Kısa Bir Bakış 2

Müzisyen bir aileden gelen ve 1660’da başlayan Restorasyon Dönemi’nde Londra’da yaşamış olan Henry Purcell (1659-1695)…

2 hafta ago