Categories: Sanat

Çağdaş Sanata Varış 220| Postmodern Sinema 6 Yeni Alman Sineması

  • 1965-1982 yılları arasında etkinliğini sürdüren Yeni Alman Sineması’nın önde gelen yönetmenleri Werner Herzog, Alexander Kluge, Rainer Maria Fassbinder, Wim Wenders’dır.
  • Bu sanat hareketinin yönetmenleri, kariyerleri Üçüncü Reich döneminde başlayan, İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman ticari film yönetmenlerinin çalışmalarını reddetmişlerdir.
  • Yerleşik Alman film janrlarını ve yıldızlarını reddetmişlerdir.
  • Alman sinemasından çok Amerikan sinemasından dolaylı olarak etkilenmişlerdir. Fritz Lang ve F. W. Murnau ve filmleri istisnadır. Amerikan kültürü, Savaş sonrası Alman edebiyatında da belirleyici bir rol oynamıştır.
  • Prodüktör ve senaryo yazarlığı rollerini de yönetmenler üstlenmiştir.
  • Yeni Alman Sineması’nı karakterize eden şey, kendi geçmişinden ve kendi kültüründen sürgün edilmiş bir ulusun içinde bulunduğu durumun temsilidir.
  • Wim Wenders (1945-) filmleri, kişinin kimliğini aramasını anlatır ve bu, köklere dönüşü içerir. Kişinin kökeni ve kimliğini araştırmak için içsel benliğe yaptığı yolculuk önemli bir temadır.
  • Yolculuk ve kimlik arasındaki bağ, Paris-Teksas’ta çok belirgindir. Çift olarak yaşamanın olanaksızlığı, iletişimsizlik, yabancılaşma, yalnızlık, yaşamın anlamını arama ve fiziksel bir yolculukla bir iç yolculuğu özdeşleştirme filmi olan Paris – Teksas 1984 yılında çekilmiştir. Wenders filmleri, klasik anlatımı sürekli kıran, siyah-beyaz çekimleri ve seyirciye çok şeyi açıklamamayı seçen yapısıyla dikkati çeker. Amerikalı yazar Sam Shepard ile işbirliği yaptığı Paris – Teksas’ta Wenders, tipik Amerikan bir tema olan yol filmine Avrupalı bir varoluşçu hava getiren ögeler ekler. Filmin aldığı Altın Palmiye Wenders’a büyük saygınlık getirmiştir.
  • Wenders filmlerindeki bir başka ana tema erkek erkeğe muhabbettir.
  • Avrupa Sanat Sineması’nda görüntü tamamen anlatıya tabi değildir ve anlatıdan büyük ölçüde ayrılır. Wenders filmleri, görüntü ve anlatı arasındaki bu belirsiz ilişkiyi gösterir. Wenders filmleri, gözlem uğruna eylem ve dramadan uzak durur. Kamera, olayları uzak bir görüş açısından gözlemler ve gösterir. Zamansal olarak bu anlar, ölü zaman olarak nitelendirilir.

1978’de, Almanya’yı sarsan terörizm olayları nedeniyle yapılan; dönemin politik ortamını, Alman devletinin herkese potansiyel terörist gibi yaklaşımını eleştirmek için yapılan; Heinrich Böll ve Peter Steinbach’ın kaleme aldığı, 11 Batı Alman yönetmenin çektiği Almanya Sonbaharda adlı filmde Fassbinder, kendi çevirdiği bölümde, annesiyle sorunları olan bir eşcinseli oynar. Bu bölüm, filmin en çok anımsanan bölümü olur.
Bu film, 1970’lerin Yeni Alman Sinema akımının öncüsü olarak kabul edilir.
Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) örgütünün eylemleri, Alman toplumu için İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en sarsıcı olaylardı. Almanya’ya sonbaharı bu örgüt yaşatmıştı.
Fotoğraf:www.tersninja.com

  • Rainer Werner Fassbinder’in (1945-1982) filmleri, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesi, sırası ve sonrasından 1980’lere dek olan siyasal, sosyal, ekonomik durumunu sergiler. Marie Braun’un Evliliği, Lili Marleen, Lola üçlemesi ve Berlin Alexanderplatz TV dizisi bu açıdan tipik örneklerdir. Fassbinder, Alman milliyetçiliğine, kapitalizmin genel mantığına, genel-geçer etik ve burjuva ahlak normlarına; filmleri değerlendirme ölçütlerine, düzenli ve disiplinli bir yaşama, yüzeysel asiliğe karşıdır. Almanya’yı en acı biçimde eleştirirken, ona olan hayranlığını da gizleyemez. 1975’lerde işçi sınıfı diktatörlüğüne ve proleterya egemenliğine olan inançsızlığını da belirtir. Ülkede hiçbir zaman tam anlamıyla ölmemiş olan faşizmin hortlayacağına, her türlü azınlığı karşısına alacağına inanmaktadır.
  • Fassbinder, Hollywood melodramının etkili adı Douglas Sirk’in filmlerine hayrandır. Sirk sinemasının yıllar sonra ciddiye alınması için başlayan Avrupa çıkışlı çabaların başını çeker. Ama aynı zamanda, klasik melodramatik anlatım kalıplarını bozmaya devam eder. Filmlerinde bu ögeleri buz gibi bir estetikle nötralize eder.
  • Fassbinder’in sineması, yorgunlukla enerjiyi, korkuyla neşeyi harmanlar. O, marjinallerin, toplum dışına itilmişlerin sözcüsüdür.

 

 

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Faşizm Diktatörlük 48

20. yüzyılın sonlarında diktatörlüklere otokratik rejimler, diktatörlere de otokrat denmeye başladı. Princeton Üniversitesi profesörlerinden Stephen…

16 saat ago

Hammershøi 2

Ev İçi Tabloları (Interiors) Kopenhag’da, on yıl yaşadığı evini, sarı ve leylak rengi duvarlarıyla 60…

2 gün ago

Hammershøi 1

İsmini ilk defa bu yıl Madrid’de duydum. Sergisini hayranlıkla gezdim. Kendi bildiğini okumasına bayıldım. Tablolarındaki…

3 gün ago

Keltler 6 Gömü Usulleri

En yoğun Kelt kalıntıları kategorisini yeraltı mezarları oluşturur. Her mezarda kişisel giysiler ve cenaze sunguları…

4 gün ago

Keltler 5 İnançlar

Güneş, Ay, hayvanlar ve ormanlara taparlardı. Ayinlerinde dans edilirdi. Şehirlerde, açık havada veya mağaralarda tapınıldığı;…

5 gün ago

Keltler 4

Kelt Sanatı MÖ 400’ler – İlk La Téne üslubu ya da Ağır Üslup MÖ 300’ler…

6 gün ago