Yahudi Müzesi, 2001, Berlin, Almanya.
Burası, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, Daniel Libeskind (1946-).
Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi.
Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. Beş katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.
Uçan kirişlerin, yamuk döşeme ve duvarların mimarlığı, yitirenlerin, kaybedenlerin mimarlığıdır, deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.
2009-2015 yılları arasında Malta’nın başkenti Valletta’da İtalyan çok ödüllü mimar Renzo Piano’nun gerçekleştirdiği proje dört bölümden oluşuyordu: şehrin giriş kapısı, şehir surlarının hemen dışı ve peyzajı, eski operanın yıkıntıları arasına açık hava tiyatrosu ve yeni parlamento binası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu
Yeni Parlamento binasının zemin katı şehirdeki kültürel aktivitelerin yer alabileceği, çoklu ortam hizmeti verilebilen şekilde tasarlanmış. Bu aktivitelerin yapıya canlılık katacağı düşünülmüş. Burası geçici veya daimi sergiler için ideal bir mekan. Bu bölüm binanın dışından da görülebildiği için şehrin girişinde kültürel bir alan oluşturuyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu
İki bloktan oluşan Parlamento’nun görünümünü hafifletmek ve mevcut yola uygunluk açısından bina oldukça ince sütunlar üzerinde yükseliyor. Bloklardan birinde parlamento, diğerinde ise parlamento üyelerinin ve başbakanın ofisleri bulunuyor. Cephe masif taş ile kaplı. Cephedeki taş çıkıntılar güneşin yönü göz önüne alınarak şekillendirilmiş. Güneş ışınlarını filtrelerken gün ışığını içeri alıyor. Bu parçaların her biri, makine ile yontulmuş. Şehrin tarihi yapısına ters düşmeyen ama en son teknolojiden de istifade eden bir yapı ortaya konmuş.
Binanın taş olması sıcaktan korunma ve doğal havalandırma için tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan taş, Malta kalkeri, tarihi binalarda da kullanılmış olduğu için yeni Parlamento binası çevre ile tamamen uyumlu olmuş. Taş ayrıca jeotermal ısı transferi için tercih edilmiş: 140 m derine, deniz seviyesinin 100 m altına inen 40 adet jeotermal kuyu yapılmış. Ayrıca, çatı güneş panelleri ile kaplanmış. Alınan bu önlemlerle bina kışın ısınma için gerekli enerjinin %80’ini, yazın soğutma için gerekli enerjinin %60’ını kendisi üretiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu
“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi…
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…
Kaya sanatı, Paleolitik dönemin en önemli kültürel dışavurumudur. Kendini, mağara duvarlarında, sığınılan kaya altlarında göstermiştir.…
Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…
19. yüzyılda demiryolu bir yenilik simgesiydi; yeni bir hayat getiriyor ve eskisini yok ediyordu. Bu…
Rusya’nın Altay Cumhuriyeti’nin Gorno-Altaysk şehrindeki müzede gördüğüm balbal ve balbal parçalarını da balbal dosyamıza eklemek…