“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi için ve bilgiyi paylaşacağı gruplar için yenidir.
Bu “kaşiflerin” sömürgecilik için önemli ve faydalı bilgileri, özellikle Afrika, Amazon gibi gidilmesi zor yerler hakkında, Batı’da yayarak sömürüye alet oldukları düşünülür.
Ancak İskoç doktor David Livingstone (1813-1873) hakkında yazılanlara ve kendi güncesine bakılacak olursa onu diğerlerinden ayırmak gerekebilir.
“İnsanlık ailesinin en yoksul üyelerini kurtarmak; esir ticaretine engel olmak için destek arıyor; teknik yardımın her iki tarafa da yarar sağlayacak ticari ilişkiler sağlaması ve Hıristiyanlığın onların ‘gerçek kurtuluş’unu sağlayacağına” inanıyormuş gibi gözüküyor. Bu hedeflerini temiz bir yürekle koyduğu, öteki çağdaşlarından ayrıldığı düşünülüyordu. Yürüyerek 45 bin kilometre yol kat etmiş, yaşamının 30 yılını Afrika’da geçirmiş, maddi ve manevi engellerle dolu yolculuklar gerçekleştirmiş; en büyük amacının insanlığa hizmet etmek ve bilgilerini artırmak olması onu 19. yüzyılın tüm Afrika kaşifleri içinde en önemlisi yapmıştı.
Beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğuydu. On yaşındayken iki kardeşiyle, haftanın 6 günü, sabah altıdan akşam sekize kadar pamuklu bez fabrikasında çalışıyordu. Fabrikada çalışanların dörtte biri çocuktu. Yüzde onundan azı gece okuluna gidiyordu. Livingstone, işten sonra Latince öğrenmeye gidiyor, uyumadan önce mutlaka okuyor, sabah beşte kalkıyordu. Daha sonra Glasgow’da tıp ve ilahiyat eğitimi almıştı.
Zimbabwe’nin Victoria Falls şehrinde Dr. Livingstone’un heykeli.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2024.
Afrika kıtasına ilk kez gittiğinde (1841 yılında 28 yaşında), bir yelkenliyle üç ay yolculuk yaparak Cape Town yakınına inmişti. O zaman kadar Orta ve Güney Afrika’ya Batılılar tarafından neredeyse hiç el sürülmemişti. 1849-1851 arasında Botsvana‘da, Kalahari Çölü‘nün kuzeyinde bir kapalı havza gölü olan Ngami Gölü’ne varmıştı.
1841-1852 yılları arasında yaptığı ilk yolculuklarında ailesi de kısmen kendisine katılmıştı. Ngami Gölü’nün kuzeyine gittiklerinde oğlu Robert 4, Agnes 3, Thomas 1 yaşındaydı be karısı dördüncü kez hamileydi. Çocuklar sıtmaya yakalandılar. Nisan 1851’de ailesi ve birkaç misyonerle yola çıkıp Ağustos’ta Zambezi Nehri kıyısına vardılar. İlk kez yerlilerden, ileride büyük bir çavlanın olduğunu duydu. “Ticaret, uygarlık, Hıristiyanlık, hepsini nehir yoluyla (Zambezi) yayabiliriz. Yalnızca bu yolla, Afrika’yı esir ticareti belasından kurtarabiliriz,” diyordu.
Yolculuklarda pek çok hastalandı, uzun zaman yataktan kalkamadı ama sonra hep tekrar yola düştü.
Yararlanılan Kaynaklar
Livingstone, Pierre Marc ve Jan Sovak, AD Yayıncılık, 1997.
Victoria Falls şehrindeki bilgilendirme levhaları.
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…
Kaya sanatı, Paleolitik dönemin en önemli kültürel dışavurumudur. Kendini, mağara duvarlarında, sığınılan kaya altlarında göstermiştir.…
Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…
19. yüzyılda demiryolu bir yenilik simgesiydi; yeni bir hayat getiriyor ve eskisini yok ediyordu. Bu…
Rusya’nın Altay Cumhuriyeti’nin Gorno-Altaysk şehrindeki müzede gördüğüm balbal ve balbal parçalarını da balbal dosyamıza eklemek…
400 m yükseklikte Sobat’ın (Etiyopya) ve Bahrül Gazal (Sudan) ırmaklarının sularıyla beslenir. Sudan’da kuru ve…