Romalı Gagalı Doktor, Paulus Fürst, 1656.
Bu doktor kostümünün özelliği yüze sıkıca oturan, kristal göz mercekleri olan, 15 cm uzunluğundaki gagasının parfüm ya da aromatik otlarla dolu olmasıydı. Hastalığın solunum yoluyla geçtiği biliniyor, bu maske ile vebalı hastaya giden doktoru korumayı amaçlıyordu. Ancak gravürün sanatçısı Paulus Fürst, ölümden para kazanmakla suçladığı doktorların insanları korkutmaktan başka işe yaramadığını anlatmaya çalışıyordu. Eserdeki pençe benzeri eldivenler ve ucunda yarasa kanatlı kum saati olan çubuk tarihsel gerçekleri yansıtmıyor ama sanatçının eleştirel yaklaşımını güçlendiriyor. .
Fotoğraf: https://arkeofili.com/veba-doktorlari-tibbi-mitleri-gerceklerden-ayirmak/
MÖ ikinci bin yılda başlayan göçmen krizi, Bronz Çağı’nda birçok toplumsal yapıyı yeniden tanımlamıştır. Arkeogenetik bilimi ile bu göçlerin bozkır göçlerine dayandığı keşfedildi (1). İlerleyen yıllarda Romalılar daha fazla göçe neden oldu. Arkeogenetik ile halklar arasındaki akrabalık ilişkilerini kanıtlayan genomların ortak temel benzerliklerine değil, gruplar arasında farklılıklara neden olan az sayıdaki genetik varyasyonlara bakılıyor. Bugün Britanya nüfusunun %30’unu 5. yüzyılda adaya yerleşen Hollanda, Danimarka ve Aşağı Saksonya kökenli göçmenlerin oluşturduğu görüldü. Avrupa’ya yayılan, özellikle bozkırdan yola çıkan çok sayıdaki göç dalgası Avrupa’nın salgın hastalıklar tarihiyle yakından ilişkilidir. Virüs ve bakteriler, kıtanın tarihini hükümdarlardan daha fazla belirlediler (2).
Vebanın kökeni 5.500 yıl öncesine dayanıyordu. Veba daha Taş Çağı’nda Avrupa’nın kapısını çalmış ve göçlerin başladığı aynı dönemde kıtaya bela olmuştu. Hastalık Altay bölgesinde ortaya çıktı. Bakterilerin izlediği yol, göçlerin rotasıyla tamamen örtüşüyor. Veba ile bozkır halkları aynı zaman dilimi içinde önce batıya daha sonra da doğuya doğru beraber hareket etmişler. Fakat Taş Çağı bakterisi hıyarcıklı vebanın kaynağı olamaz çünkü onda, Justinyen vebasının ve Kara Ölüm’ün bakteri köklerinde keşfedilen virulans geni yoktu. Bazı kanıtlar vebanın Avrupa’ya büyük göçlerden önce yayıldığını gösteriyor; tüccarlar tarafından da taşınmış olabilir (3). Avrupalıların Amerika’ya taşıdıkları mikroplar yüzünden yerli halklar arasında kitlesel ölüm olaylarının yaşandığı biliniyor (4).
Taş Çağı vebası büyük olasılıkla 3.500 yıl önce ortadan kalktı. Hıyarcıklı vebanın en eski biçimi 3.800 yıl önce gözlendi (5). Jüstinyen döneminde baş gösteren hastalık hıyarcıklı veba idi. İstanbul’daki veba salgını büyük olasılıkla 542 yılında şehri yerle bir eden büyük depremden sonra başlamıştı. Cesetler, ortalığa yayılan yiyecekler şehirdeki fare sayısının artmasına, vebanın yayılmasına neden olmuştu. İstanbul’un Akdeniz limanlarına bağlantısı, hastalığın gemilerin rotası üzerinde bulunan tüm liman ve kentlere ve buradan da tüm Avrupa’ya yayılmasını sağlamıştı (6). Ayrıca, o dönemde Avrupa’ya gelen göçmenler hastalığın daha kolay yayılmasını sağladılar. Jüstinyen vebası, Kavimler Göçü’nün son dönemlerine rastlamış ve Batı Roma İmparatorluğu‘nun 5. yüzyılda yıkılması ile beraber tekrar ivme kazanmıştır. Böylece hıyarcıklı veba, Kanal (Manş Denizi) üzerinden İngiltere’ye göçen Anglo-Saksonlar aracılığıyla adanın güneyine kadar ilerleyebilmiştir. Bazı tarihçiler Doğu Roma İmparatorluğu‘nun çöküş nedenini, veba yüzünden zayıflayan garnizonlara bağlar (7).
Yararlanılan Kaynak
Kasım 1855’te yerlilerden hep duyduğu şelaleye vardı. Çavlana hayran kaldı ve ona Kraliçe Victoria’nın adını…
“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi…
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…
Kaya sanatı, Paleolitik dönemin en önemli kültürel dışavurumudur. Kendini, mağara duvarlarında, sığınılan kaya altlarında göstermiştir.…
Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…
19. yüzyılda demiryolu bir yenilik simgesiydi; yeni bir hayat getiriyor ve eskisini yok ediyordu. Bu…