“Sahici olmak, kendine yalancı, hırsız ya da üçkağıtçı değilmişsin numarası yapmadığın müddetçe yalan söyleyebilmeyi, hırsızlık yapabilmeyi ve üçkağıt çevirebilmeyi de içeriyor. Toplum olarak bu tür ‘sahici’ karakterlere epey bir hoşgörü gösteriyoruz. Klasik İngiliz romancılar Henry Fielding ve Charles Dickens, örneğin, ahlaksızlığı affetmeye çoğunlukla hazırken ikiyüzlülüğün, erdem kisvelerinin tamamen karşısındadırlar.” (1).
“Jane Austen ve Patrick White dedikodunun işleyişini, mağdurlarını toplumun dışında bırakmak için nasıl çalıştığını, çoğunluğa uymamanın ne kadar zor olduğunu çok iyi anlatan roman yazarlarındandır. Romalı şairler, dedikoduyu, fama adını verdikleri doğaüstü veya en azından meşum bir güç gibi görüyorlardı.”(2).
“Okuduğumuz romanda kahramanla özdeşleştiğimiz ölçüde sırrının açığa çıkmasını istemeyiz. Bu tip romanlar dedektif romanlarının tersidir; dedektif romanlarında meraklı mütecavizle özdeşleşiriz. Bu olay örgüsünü kullanan romanlar dolaylı bir ders verir, aslında dedektif romanları da aynı dersi vermek için bu örgünün tersini kullanır. Kral Oeidipus bu iki formu birleştirir: Oedipus hem saklı geçmişin sahibi hem de dedektiftir. Alınacak ders, geçmişimizden kaçamayacağımız, kendimizi yeniden icat etmekte özgür olmadığımızdır. Yalnızca ahlaki-dini gelenek değil, hikaye geleneği de geçmişin gömülebileceğini kabullenmeyi reddeder. Geçmişi gömen, sonra da mutlu mesut yaşayan adamın hikayesi adaletten yoksun olduğu için anlatılamaz,” diye yazan J.M. Coetzee, Dostoyevski’yi bu değerlendirmenin dışında tutar. (3).
Fotoğraf: Gülsen Demokan’a teşekkürler.
Roman sanatı Dostoyevski ile bambaşka özellikler kazanmıştır.
Klasik romanda kahraman, anlatıcının nesnesidir. Anlatıcı tüm kahramanlara hakimdir. Buna monolojik eser, monolojik roman deriz.
Modern romanda özne belirir; ana kahramanın kendi söylemi/dili/anlatımı/ifadesi vardır; anlatıcıyı saf dışı bırakarak kendini anlatır. Buna ise diyalojik roman denir. Diyaloji, Dostoyevski‘nin dünya edebiyatına kazandırmış olduğu bir özelliktir. Diyalojik edebiyat kuramının teorisyeni Michael Bachtin‘dir. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı eseri, Oğuz Atay‘ın Babama Mektup, Korkuyu Beklerken adlı eserleri diyalojiktir. Bütüncül olmayan, metnin içinde yazarın sesinden başka ana kahramanın da sesini duyduğumuz; kültür/söylem çeşitliliği taşıyan bu anlatıma Karnavalesk anlatım da denir (4).
Yararlanılan Kaynaklar
O dönemde (15. yüzyıl) İtalya'da, Avrupa'nın her yerinde olduğu gibi ilk cinsel ilişkinin halka açık…
Alman edebiyat araştırmacısı ve filolog Ernst Robert Curtius (1886–1956), Fransız edebiyatı ve kültürü üzerine önemli…
In 1912 at Kalimpong, she met with the 13th Dalai Lama in exile. She met…
By the time she reached Sikkim in 1912, Alexandra was forty-four years old and already…
Alexandra David-Neel was born in Paris on 24 October 1868 to a French father and…