Yararlanılan Kaynaklar
DİSTOPYA
Geleneksel ütopyalar, bir toplum düzeni önermesi taşıyorlardı ve pozitif bir değer yüklenmişlerdi. Oysa, 20. yüzyılın temel ütopyaları, hiç de ideal, güzel, önerilir, toplum düzenleri vaat etmemektedir. Bu nedenle, 20. yüzyılın ütopyalarına anti-ütopya, kara ütopya, karşı-ütopya ya da distopya denilmektedir. Distopya kötülükler ülkesini anlatır. Distopya, ütopyaların “mükemmelliğine”, kapalılığına bir tepkiydi; 20. yüzyıla kadar yazılmış olan ütopyaların hepsi birer diktatörlük tasvir ediyordu aslında. Yalnızca, iktidar soylunun ya da varlıklının elinden alınacak, hak edenin, seçkinlerin, yetenekli, bilge, aydın azınlığın eline verilecekti. 20.yüzyıl başında iktidarda olmak için tek gerekçeleri “her zaman haklı olan Partiye üye olmak” olan bir azınlık belirince, ütopya da korkutucu bir şey oldu.
Distopya klasikleri 1920’lerin sonunda ve 1930’ların başında ortaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı ile Bolşevik Devrimi 20. yüzyılın dönemeci oldu. Birinci Dünya Savaşı dünya ölçüsünde yaygın bir umut kaybı doğururken, Rus Devrimi, birçoğuna hızlı bir hayal kırıklığı getiren, umut doğuruyordu. Umut, bazıları için devam etti, fakat savaşın getirdiği umutsuzlukla birleşen hayal kırıklığı, çağdaş distopyanın yaratılışına yol açtı. Yevgeni Zamyatin’in Biz’i (1920) Sovyetler’e açık bir saldırıydı. Bunu başka iki distopya izledi: Aldous Huxley’nin, kapitalizmin tüketim ethos’una bir saldırı olan Cesur Yeni Dünya’sı (1932) ile George Orwell’in totalitaryanizme bir saldırı olan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü (1949). Huxley, Cesur Yeni Dünya’da anlattığı distopyanın beklenenden de hızlı bir biçimde yaklaştığını öne sürüyordu. Bu üç distopya öylesine yaygınlık kazandı ki, birçok kişi ütopyanın ortadan kaybolduğuna inandı.
Mevcut dünya düzeninin eleştirildiği konular şiddet, savaş, silahlanma, polisiye tedbirler, dinler, çevre, tüketim, totaliter yöntemler, doğum kontrolü olmaması, teknoloji çılgınlığı, medya, eğitim, gelişmemiş ülkelerin gelişmişleri taklit çabasıdır. Bu şartlar altında, Zamyatin gibi bir devrimci, Orwell gibi bir radikal demokrat, Huxley gibi bir liberal anti-ütopyacı oldular. Distopya bir eleştiri silahı oldu.
Aslında, yönetenlerin, tahakküm kuranların ütopyası, yönetilenlerin, ezilenlerin anti-ütopyasıdır.
Herbert George Wells (1866-1946), ütopyaların yanı sıra, bilime teknolojiye aşırı güvenenlere uyarı olsun diye distopyalar da yazdı. Wells, toplumun kusurlarına alternatif, “kusursuz bir toplum” fikrinin başka bir totaliterizmin kapılarını açacağını ilk fark eden yazardı. Gelecek bir zamanda geçen, karamsar, “böyle giderse işin sonu kötüye varır” diyen öyküler. 1899’da yayımlanan distopya ve bilimkurgu romanı Efendi Uyanıyor’da, halk ile dünyayı ele geçiren despot yönetim arasındaki savaşı hikaye eder. Halkın tarafını tutmak ile güçten taviz vermemek arasındaki ezeli açmazı dile getirir.
The history of the Capuchin habit dates back to 1208, when Saint Francis of Assisi…
Devrim öncesinde yazdığı romanlarında devrim davasını destekleyen Maksim Gorki, 1917’deki şiddet ve kaos yüzünden hayal…
“Hindistan’da, raga adı verilen müzik türünde, günün farklı zamanlarında farklı gamlar kullanıldığı, do majör tonunun…
O dönemde (15. yüzyıl) İtalya'da, Avrupa'nın her yerinde olduğu gibi ilk cinsel ilişkinin halka açık…
Alman edebiyat araştırmacısı ve filolog Ernst Robert Curtius (1886–1956), Fransız edebiyatı ve kültürü üzerine önemli…
In 1912 at Kalimpong, she met with the 13th Dalai Lama in exile. She met…