Popülizmin düalist mantığı bakın ne kadar güzel özetlenmiş:
“Doğal aileye evet, LGBT lobisine hayır! Haçın evrenselliğine evet, İslamcı şiddete hayır! Güvenli sınırlara evet, kitlesel göçe hayır! Halkın egemenliğine evet, Brüksel bürokratlarına hayır! Medeniyetimize evet, onu yok etmek isteyenlere hayır!” Bunları söyleyen, logosunda neo-faşist çağrışımlı alev sembolü olan, aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri Partisi’nin başkanı ve Başbakan Giorgia Meloni. Kendisi başkanlık sistemine geçmek ve İtalya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yazılan anti-faşist karakterli anayasasını değiştirmek istiyor. Mussolini’yi ‘iyi bir siyasetçi ve her yaptığını İtalya için yapan biri’ diye tanımlıyor.
Meloni’yle Canlanan Faşizm Hayaleti Avrupa’yı Korkutuyor, Övgü Pınar, Oksijen, 30 Eylül-6 Ekim 2022.
Solcu Mahalleden Çıkan Aşırı Sağcı Lider İtalya’nın Favorisi, Övgü Pınar, Oksijen, 23-29 Eylül 2022.
Giorgia Meloni.
Fotoğraf: The Japan Times
2010’da Macaristan’da iktidara gelen Fidesz ve lideri Başbakan Viktor Orban yönetimi seçimli otokrasi olarak tanımlanıyor. Seçime dayalı otoriter rejimler, temsili demokrasinin kurumsal vitrininin ardında, otoriterliği uyguluyor. Ulusal düzeyde düzenli çok partili seçimler yapıyorlar ama liberal-demokratik asgari standartları sistematik ve derin bir şekilde ihlal ediyorlar. Seçimli otoriterlik aslında dikta kontrolü altında bir yönetimdir. Siyaset bilimci Andreas Schedler seçimli otoriterlikte sandıktan çıkacak sonucun sistemli biçimde manipüle edildiğini söylüyor. Seçimlerin düzenli olarak yapılması onlar için çok önemlidir çünkü tek adam ve tek parti yönetimine meşruiyet kazandırırlar. 2010’da Fidesz hükümetinin ilk icraatlarından biri Hıristiyanlık değerlerini vurgulayan, muhafazakar bir anayasa yapmak olmuştu. Avrupa Birliği içinde otokrasileşme demokratik gerileme, güçler ayrılığının zayıflaması, medya ve yargı bağımsızlığının aşınması gibi süreçler tartışmaları özellikle son yıllarda bazı ülkeler için sıkça gündeme geliyor. Macaristan uzun süredir AB içinde rekabetçi otoriterlik tartışmalarının merkezinde. Medyanın büyük ölçüde hükümet yanlısı yapılar tarafından kontrol edilmesi; yargı bağımsızlığı ve akademik özgürlükler konusunda şüpheler ülke için önemli bir kaynak olan AB fonlarının kesilmesi söz konusu oldu. Oysa Macaristan üye olduğu 2004 yılından 2022’ye kadar 1 trilyon Euro’dan fazla AB fonundan yararlanmıştı.
27 AB üyesi ülkeden Macaristan’dan başka Polonya da özellikle mahkemelerin bağımsızlığının tartışmalı hale gelmesi yüzünden; Slovenya zaman zaman medya üzerindeki baskı ve kamu yayıncılığına müdahale iddiaları ile; Bulgaristan yolsuzluk, medya özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü konularında zayıf bulunuyor; Romanya o yargıya siyasi müdahale girişimleri, yolsuzlukla mücadele kurumlarının zayıflatılması iddiaları ile zaman zaman gündeme geliyor.
Yargı bağımsızlığı, medyada çok sesliliğin kaybı, sivil toplum üzerinde baskı kurulması, seçim sistemlerinin adil rekabeti zorlaştırması eleştiri konularının başını çekiyor.
Seçimli Otokrasiye İlk Fatura, Sezin Öney, Oksijen, 23-29 Eylül 2022.
MÖ ikinci binyılın son çeyreğinde İber halklarının dış dünya ile çok ilişkisi olmuş, bu yüzden…
İnsanın şematik betimi Bronz Çağ (MÖ 2200-1300) figüratif sanatında çok görülür. Taş üzerine yapılan eserler,…
Livingstone ABD’li gazeteci Henry Morton Stanley’nin New York Herald’da başlattığı yayın bombardımanı aracılığıyla efsaneleşti ve…
Kasım 1855’te yerlilerden hep duyduğu şelaleye vardı. Çavlana hayran kaldı ve ona Kraliçe Victoria’nın adını…
“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi…
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…