Ulus devlette farklı olan tehdit olarak görüldüğü için ulus devletler pek çok halkı, dili ve kültürü baskı altında tutar (1).
İlk kez Alman filozof Johann Gottfried Herder’in geliştirdiği, ortak bir dile, tarihe, kültüre ve ırka sahip yekpare bir halka sahip olma idealini dayatmaya kalkışmak genelde felaketle sonuçlanmıştır (2).
Hindistan’daki hakiki Hintlilik arayışındaki Hindutva hareketi, etnik olarak saf bir Hindu ulusunu hayata geçirip, Müslümanlar ya da Hıristiyanlar gibi azınlıkları ortadan kaldıracak ya da dışlayacak, Dalitler (Dokunulmazlar) ile Adivasileri (kabileler) kastın değişmez ırk hiyerarşisine oturtarak düzeltecek proje, 2014 yılında BJP (Hindistan Halk Partisi) ile iktidara gelmiştir.
Sri Lanka’da 1956’da Tamil azınlığa karşı başlatılan, sadece Seylanca konuşma hareketi sonrasında 30 yıl süren bir iç savaş yaşanmıştır. Farklı etnik grupların bulunduğu, bunlardan birinin çoğunluğu oluşturduğu ülkelerde, demokrasi kitlesel bir tiranlık ve istibdat rejimine dönüşebilir. Böyle ülkelerde azınlık, çoğunluk onları ezmeye karar verdiğinde siyaseten kullanabilecekleri meşru direniş araçlarından yoksundur.
Bazen de baskıcı milliyetçi projeler diaspora tarafından üretilir. Artık o ulusun günlük gerçeklikleriyle asla karşılaşmayan bu kişilerin projelerinin yarattığı ırkçılık ve hoşgörüsüzlük, ülke dışındakilerden gelen paralarla yürütülür (3).
Yabancılar, Üçleme, Shahar Sivan, 2021.
Fotoğraf: Zarastro Art.
Kadınlar, patriyarkal milliyetçiliğe hep direnmişlerdir. Homojen ulus, devlet emperyalizminin idealidir ve patriyarkal bir idealdir.
Bazı uluslar, kimi parçalarını ortadan kaldırmaya çalışırken, bazıları ise çeşitli parçalara dayanarak icat edilmiştir. Endonezya Hollandalılar, Japonlar ve Cavalılar tarafından her an parçalanma tehlikesi taşıyan bir etnik çeşitlilikten yaratılmıştır (4).
Avustralya’da 1973 yılına kadar sadece beyazların ülkeye göçmen olarak gelmesine izin veriliyordu. Hatta hükümet çapraz döllenme gibi öjenik yöntemleri kullanarak Aborjinleri beyazlara dönüştürmeye bile çalışmıştı. Dışlayıcı milliyetçiliğe ilk kez 1960’lı yıllarda açık açık karşı çıkılmaya başlandı. “Afrikalı”’nın “Amerikalı”’dan önce geldiği Afrikalı-Amerikalı teriminin kullanılmaya başlanmasında hiyerarşilerin alt üst edilmesi talebi vardı. Bunlar sonradan kültürel melezlik olarak tanınacak ilk hareketlerdi (5). Böylelikle dışlayıcı milliyetçiliğin yerini karışımlar almaya başladı. Bunun akademideki yansıması disiplinlerarası çalışmalar oldu.
Milliyetçi kültür idealinin çelişkisi, ona eşlik eden sömürge imparatorluğu hayalinin ulusal kültürü tek tip hale getirmekten çok onu sürekli olarak daha da çeşitlendirici bir etkiye sahip olmasından kaynaklanır (6).
Yararlanılan Kaynak
(1) Postkolonyalizm, Robert J. C. Young, İletişim Yayınları, 2024. Sayfa 88.
(2) A.g.e., sayfa 90.
(3) A.g.e., sayfa 91.
(4) A.g.e., sayfa 93.
(5) A.g.e., sayfa 100.
(6) A.g.e., sayfa 101.
“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi…
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…
Kaya sanatı, Paleolitik dönemin en önemli kültürel dışavurumudur. Kendini, mağara duvarlarında, sığınılan kaya altlarında göstermiştir.…
Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…
19. yüzyılda demiryolu bir yenilik simgesiydi; yeni bir hayat getiriyor ve eskisini yok ediyordu. Bu…
Rusya’nın Altay Cumhuriyeti’nin Gorno-Altaysk şehrindeki müzede gördüğüm balbal ve balbal parçalarını da balbal dosyamıza eklemek…