1950’lerden itibaren gelişen liberal demokrasinin sağ ve sol varyantları vardı. 1980’lerde komünizmin çöküşü ile tek model oldu, ‘sosyal’ ayağı erirken ‘serbest’ piyasa ekonomisi yükseldi, toplumu ‘piyasa’ olarak kodlayan bir sistem gelişti, devletler şirketleşti, partiler arasındaki ideolojik farklılıklar eridi, zaman içinde ‘demokrasi’ ayağı da erimeye başladı. Ekonomik krizler 2008 yılında küresel krize dönüştü. Gelir eşitsizliği ile kaybeden, zora düşen büyük toplumsal kesimler oldu.
Popülist liderler, demokrasiyi neo-liberalizmden, halkı da liberal demokrasinin temsilcisi elitlerden kurtardıklarını iddia eder. Popülizmin iddiası toplumu ulusal ya da uluslararası elitlerden, oligarklardan, büyük şirketlerden, finansörlerden, teknokratlardan korurken egemenliği bu unsurlardan alıp tekrar “gerçek” sahibine, halka vermektir. Düalist bir mantığı vardır: İyiler-kötüler, halk-elitler, milliler-kozmopolitler, yerliler-yerli olmayanlar, mazlumlar-zalimler. Batı’daki sağ popülizm İslamofobi içerir ve göçmen karşıtıdır. Batı dışındaki sağ popülizm ise güçlü bir Batı ve ABD karşıtlığı içerir. Her ikisinde de komplo teorileri boldur. Bu ikilemler özellikle sağ popülizmde kimlik ve çıkarları birleşik bir millet ya da halk varsayımına dayanır. Sağ popülizm “milleti” tarihteki “o yüce konumuna” tekrar getirmeyi vaat eder.

Donald Trump ve Narendra Modi, 2017 yılında Beyaz Saray’da kucaklaşırken. Fotoğrafçı: Mark Wilson/Getty Images
Fotoğraf: Bloomberg
2008 krizinden sonra popülizm şahlandı. Öne çıkan daha çok sağ ve milliyetçi popülizm oldu: Fransa’da Le Pen, Hindistan’da Modi, Brezilya’da Bolsonaro, İsrail’de Netanyahu, Macaristan’da Orban, ABD’de Trump, hatta Rusya’da Putin. Solda ise Venezuela’da Chavez, Fransa’da Jean-Luc Melenchon, Yunanistan’da Alexis Tsipras, ve Şili’de Gabriel Boric Font’u sayabiliriz.
Sol popülizm, sol-sağ paradigmasından uzaklaşır, sağcılara bir alternatif oluşturmaya başlar; “milli yürüyüşler” yapar, “milli bir hareket” olur. Emmanuel Macron’un temsil ettiği ‘liberal popülizm’ sağ ve sol popülizm arasında orta yolu bulmaya çalışır.
Mevcut sistemi eleştirerek güçlenen popülist sağ, iktidara geldiği zaman devletleşiyor, mevcut sistemin kendisi oluyor. Devletleşince de daha sertleşiyor.
Popülizm, Ali Yaycıoğlu, Oksijen, 25-31 Ağustos 2023.


Leave A Reply