Himba halkı ile tanışılan Omapaha Köyü, Namibya, 2024.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu
Üçüncü Dünya, postkolonyal dünyadır.
17. yüzyıl ve 20. yüzyıl arasında Avrupalı ulusların kolonileştirdikleri bölgelerin hemen hemen tamamı 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra siyasi olarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Fakat bu siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlığa dönüşememiş, kolonyal ilişkilere benzer ekonomik ilişkilerini devam ettirmek zorunda kalmışlardır. Bu durum Yeni Kolonyalizm olarak ifade edilmektedir. Yeni Kolonyalizm, resmi mekanizmalarla siyasal kontrolün yokluğunda, politik veya ekonomik etki ve kontrolün daha sinsi yollarla sürdürülmesi anlamında kullanılmaktadır. Bu kavram, günümüzde gelişmiş ülkeler tarafından daha az gelişmiş ülkelerin dolaylı yollarla kontrolü anlamında daha genel bir bağlamda da kullanılmaktadır. Bağımlılık Kuramı (Dependency Theory), Üçüncü Dünya devletlerinin yeterli ve sürdürülebilir kalkınma düzeyine ulaşamamalarını ileri kapitalist dünyaya bağımlılıklarına bağlayan kuramları anlatır (1).
Postkolonyal teori, Batı’nın kolonyal dönemde askeri ve ekonomik olarak elde ettiği üstünlüğün, kendisine günümüzde düşünsel ve kültürel bir üstünlük sağladığını ve söz konusu bu üstünlüğün de dilde, siyasette, sanat ve edebiyatta, ekonomide, uluslararası ilişkilerde, bilimde, kültürel alanda ve hatta birey tercihleri ve beğenilerinde dahi nasıl yeniden üretildiğine ve inşa edildiğine dikkat çeker. Bu durumu sorgular ve tartışır (2).
Üçüncü Dünya terimi aslen Soğuk Savaş döneminde Fransız Devrimi’nden alınan Üçüncü Zümre (burjuvazi ve işçi sınıfı) örneğini temel alarak ve iki büyük siyasi bloktan, yani kapitalist Batı ile komünist Doğu’dan herhangi birinin yanında yer almayan ülkeleri nitelemek amacıyla türetilen bir terimdir. Üçüncü Dünya, bu iki bloktan arta kalanlardır; bir zamanlar emperyal güçlerin sömürgelerini oluşturan yeni bağımsız uluslar. 1955 senesindeki Bandung Konferansı’nda, yakın tarihlerde bağımsızlık kazanmış Afrikalı ve Asyalı 29 ülke Bağlantısızlar Hareketi’ni başlatmıştı. Yeni bir dünya perspektifi sunuyorlardı. Egemen kapitalist ve komünist ulusların boyunduruğundan kurtulmak amacıyla bir araya gelen ve beyaz olmayan halkların ortak çabalarını simgeliyordu (3).
Üçüncü Dünya terimi yavaş yavaş ekonomik ve siyasi sorunlarla, yoksulluk, kıtlık ve siyasi istikrarsızlıkla bağdaştırılmaya başladı. Hannah Arendt, “Üçüncü Dünya bir gerçeklik değil bir ideolojidir” diyordu: Üçüncü Dünya, siyasi bir fikir ve siyasi bir idealdir.
1966 senesinde Havana’da Üç Kıta Konferansı, Batı’nın süren emperyalizmine karşı bir ittifak oluşturdu. Tarihte ilk kez Latin Amerika (Karayipler dahil) Afrika ve Asya ile bir araya geldi. Üç Kıta, bu coğrafyaları niteler. Konferans aralarında Amilcar Cabral, Frantz Fanon, Che Guevara, Ho Chi Minh ve Jean-Paul Sartre gibi, ileride “postkolonyal” teorisyen ve aktivistler olarak anılacak kişilerin yazılarından oluşan Tricontinental Magazine and Bulletin’i çıkardılar (4).
Üçüncü Dünyalı, Batılı olmayan halkların, ulus devletler kurarak, kendi kendilerini yönetmekten aciz oldukları ve bu ‘az gelişmiş’ ülkelerin bir süre için vesayete ihtiyaç duydukları düşüncesi oldukça yaygındı. Bu fikir sadece açıkça sömürgeci ideolojilerde değil, modernleşme teorisinin çeşitli cephelerinde, hatta Sovyetler Birliği’nde, Büyük Rusların Asyalı halklara kimi yaklaşımlarında da görülmüştü (5).
Zengin ülkelerle fakir ülkeler arasında büyüyen uçurum, Üçüncü Dünya’da gittikçe artan sayıda insanı korkunç bir yoksulluğa itti ve günde bir dolardan az parayla geçinmek zorunda bıraktı. Yirminci yüzyılın son on yılında defalarca tekrar edilen yoksulluğu azaltma vaatlerine karşın, yoksulluk içinde yaşayan insanların sayısı neredeyse 100 milyon artarken, dünyanın toplam geliri yılda ortalama %2,5 arttı (6).
Yararlanılan Kaynaklar
(1) Sosyolojide Yakın Dönem Gelişmeler Dersi, Post-Kolonyal Teori Ünitesi, Anadolu Üniversitesi. Sayfa 187, 188.
(2) A.g.e., sayfa 198.
(3) Postkolonyalizm, Robert J. C. Young, İletişim Yayınları, 2024. Sayfa 33.
(4) A.g.e., sayfa 34.
(5) Milliyetçilik, Craig Calhoun, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007. Sayfa 149.
(6) Küreselleşme, Joseph E. Stiglitz, Plan B İletişim, 2002. Sayfa 27.
“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi…
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…
Kaya sanatı, Paleolitik dönemin en önemli kültürel dışavurumudur. Kendini, mağara duvarlarında, sığınılan kaya altlarında göstermiştir.…
Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…
19. yüzyılda demiryolu bir yenilik simgesiydi; yeni bir hayat getiriyor ve eskisini yok ediyordu. Bu…
Rusya’nın Altay Cumhuriyeti’nin Gorno-Altaysk şehrindeki müzede gördüğüm balbal ve balbal parçalarını da balbal dosyamıza eklemek…