Categories: Kültür

Şiddet 36| Batı’da Kadının Konumu 1

  • Kuzey Amerika Yerlilerinin dişli vajina miti kadının gücü ile erkeğin korkusunun uyarlamasıdır. Mecazi anlamda her vajinanın gizli bir dişi olduğu varsayılır; bu nedenle erkek her seferinde eksilerek dışarı çıkar. Cinsellik, erkek enerjisinin kadının doygunluğu ile tüketilmesi anlamına gelir.
  • Freud, erkeğin, gücünün kadın tarafından ele geçirilmesinden, onun dişiliğinin kendisine bulaşmasından ve güçsüz görünmekten korktuğunu yazar.
  • Medusa’ya baktığında taş kesilenler, kadınlar değil erkekler olmuştur. Freud bunu, ilk defa kadın cinsel organı gören erkek çocuğun iğdiş edilme korkusu ile özdeşleştirir.
  • Erkek, doğanın vekili olan kadın tarafından yok edilmekten korkar. Macar psikanalist Sandor Ferenczi (1873-1933), kadın cinselliğinin periyodik nabzı (ergenlik, adet, gebelik, doğum, menopoz) erkekten çok, kadının baskı altında tutulmasını gerektirir.
  • Ne ABD’de, ne de Fransa’da büyük devrimden sonra kurulan Ulusal Meclis, kadınlara erkeklerle eşit haklar tanımıştı. Her iki ülkede de seçim hakkı kadınlara verilmemişti. Baskıcı önyargılar devam ediyordu. Platon’dan beri süregelen, kadının bedeni, erkeğin aklı temsil ettiği yönündeki düalist görüş devam ediyordu.
  • Kadınlar çok sonra ABD üniversitelerine girmeye hak kazanmışlar, 1948 yılında ilk kez bir kadın, Cambridge Üniversitesi’nden diploma almıştır. Ama aynı üniversitenin bazı tutucu bölümlerinin kadınları kabul etmesi 40 yıl sonra olacak ve protesto için erkek öğrenciler kollarına siyah bant takacaklardı.
  • Tüm dünyada Mason dernekleri ve Batı’daki erkek kulüpleri kadınların girmesi yasak olan yerlerdir. Bu kulüpler, erkeklerin buluştuğu, sohbet ettiği, iş konuştuğu, oyun oynadığı yerlerdir. Bu kulüplere ülkemizde en yakın düşen kurum kıraathanelerdir. Ama aradaki fark, kıraathanelere kadınların gitmesi yaygın bir uygulama olmasa bile yasak değildir.
  • Kraliçe Victoria’nın tahta çıktığı 1837 yılında başlayan Viktoryen Dönem, cinselliği sofu bir anlayışla ele almış, cinsellik, düşkün kadınların ve proletaryanın karakter yapısı olarak görülmüştü. Cinsel arzu, yalnızca erkekleri ilgilendiren bir konuydu. Kadın için cinsel ilişkiden zevk alma, ahlaksal bozulmanın ve bir hastalığın (melankoli, histeri, nemfomani vs) işareti veya sebebiydi. Aynı cinse cinsel eğilim göstermek ise bir hastalık ve ahlaksızlıktı. Kraliçe, kadın haklarını, bütün gelenek, görenek ve görgü kurallarının ihlali olan, tehlikeli bir çılgınlık olarak görüyordu.
  • Masalar örtülü kullanılıyordu çünkü masa bacakları cinsel duyguları uyandırabilirdi!
  • Kadınlara karşı şiddet, Viktoryen toplumun yabancısı değildi. Bu dönemde, Viktoryen küçük kız çocuğu kültü denen durum oluştu, Londra, çocuk genelevleri ile doldu taştı.
  • Hiç evlenmemiş olan Arthur Schopenhauer (1788-1860) için kadın erişkin bir çocuktu. Sadece insan cinsinin devamı için vardı.
  • Friedrich Nietzsche’ye (1788-1824) göre ise, kadının her şeyi bir bilmeceydi ve çözümü hamilelikti. Erkeğin yapısındaki derinlik kadında yoktu; kadının yapısı yüzeyseldi. İtaati ile yüzeyselliğine bir derinlik kazandırmalıydı. Kadın Gerçeğin rakibiydi.
  • 19. yüzyılda Fransa’da kadın haklarına kısıtlamalar getirildi. 1804 yılında çıkartılmış Code Napoléon adlı yasa paketiyle, büyük devrimin kadınlara getirdiği haklar geri alınmıştı. Erkek, kayıtsız şartsız karısının ikamet yerini belirleme, boşanma durumunda onun bütün mülküne el koyma, ihanete uğramışsa hapis cezasına çarptırma, çocukların bütün haklarını elinden alma hakkına sahipti. Kendi ihanetinin cezası yoktu.

Hiçbir Yerin Haritası, Grayson Perry, 2008.
Immanuel Kant’a (1724-1804) göre kadın, güzelliğin simgesiydi. Yaşamdaki rolü, çiçek buketi yapmak ve erkek düşüncesinin hizmetinde olmaktı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 17. yüzyıl modası, kadın bedenini sımsıkı saran bir korse içine hapsediyordu.
  • John Locke (1632-1704) herkesin doğuştan eşit olduğunu; insan aklının doğuşta boş bir sayfa olduğunu söyledi. Bu durumda kadın da erkek gibi boş bir sayfa olduğundan, doğuştan aşağılık unsurlar taşıyamazdı. Ancak kadının eğitimsizliği tartışılabilirdi. Locke, kadınların acılar çekerek dar korseler içine hapsedilmesine de karşı çıkan ilk düşünürlerden biriydi. Aileyi, anne ve babanın aynı derecede pay sahibi olduğu bir birlik olarak görmüştü.
  • İngiliz filozof John Stuart Mill (1806-1873) inançlı bir kadın hakları savunucusuydu. Siyasete tabula rasa kuramını ilk getirenlerdendi. İnsan doğası diye bir şey yoktu; bütün etik ve bireysel farklılıklar dış etkiler sonucu ortaya çıkıyordu.
  • Charles Darwin (1809-1882) kadınların daha küçük kafatasları, bu nedenle de daha az gelişmiş bir beyinleri olduğu açıklamasını yaptı.
  • 1857 yılında İngiltere’de kadınlara boşanma, 1870’de kadına kendi servetini yönetebilme hakkı tanındı.
  • İngiltere Başbakanı William Gladstone (1809-1898) kadınların seçilme hakkına karşı çıkıyordu.
  • Batı felsefesi tarihsel olarak, kadınları sonradan akla gelen bir düşünce olarak tartışmış ya da içermiştir. Bu durum, erkek cinsinin asıl paradigma olduğu varsayımına dayanır.
  • 20. yüzyıldan önce kadınların felsefi eğitim görmeleri hemen hemen olanaksızdı. Yalnızca Platon ve Phythagoras’ın kadın öğrencileri vardı.
  • Erdem kelimesi, virtue, erkeği dile getiren vir kökünden gelir. İnsan anlamına kullanılan man, erkek demektir. Aynı şekilde bütün insanlar için kullanılan mankind, insanlık ve erkeklik anlamını taşır. (Türkçedeki adam sözcüğünün insan anlamına kullanılması gibi.) Zaman içinde iş adamı tabiri, iş insanına dönüşmüştür.

 

 

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Gurka, Gorka ya da Gorkhali

Gurkalar’ın çoğu Gurung, Magar, Rai ve Limbu etnik topluluklarından gelir. Güney Asyalı askerlerdir. Çoğu Nepal…

5 gün ago

Postkolonyalizm 19

İngiltere, sömürgeci ve işgalci politikalarıyla etkisi bugün de süren sorunlar bıraktı: Filistin meselesi, Kıbrıs meselesi,…

6 gün ago

Dünyadan Atasözleri

İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça ihtiyarlarlar. Malezya Ne kadar alçaktan uçarsan, düştüğün zaman o…

7 gün ago

Müziğe Dair 4

Ortodoksluğun müzik enstrümanlarına koyduğu yasak, kilise vokal müziğinin gelişimine yol açmıştır. Rus halk şarkılarının çok…

1 hafta ago

İngiliz Klasik Müziğine Kısa Bir Bakış 2

Müzisyen bir aileden gelen ve 1660’da başlayan Restorasyon Dönemi’nde Londra’da yaşamış olan Henry Purcell (1659-1695)…

1 hafta ago

İngiliz Klasik Müziğine Kısa Bir Bakış 1

Avrupa çok sesli müziği,  dini ve din dışı müzik olarak iki yönde gelişmiştir. Dini müzikte…

2 hafta ago