1905’te ilk kez “beyaz olmayan bir halkın” büyük bir Avrupa gücünü mat ettiği görülmüştü. Gazeteler okurlarını, “sarı tehlike” konusunda uyarıyorlardı. ABD’de siyahi akademisyen W.E.B. Du Bois, “beyaz” sözcüğünün aptalca büyüsünü bozdukları için Japonlara şükran duyduğunu söylemişti. “Beyaz adam” dünyada üstünlüğünü kuralı neredeyse 500 yıl olmuştu. Yükselişe geçişi 15. yüzyılda başlamıştı (1).
Batılı güçler öncelikle “beyaz” olarak algılanmışlardı ki onlar da zaten bunu tamamen benimsiyorlardı; Doğulular da “beyaz” olmadıkları için kendilerini Japonlarla özdeşleştiriyorlardı. Rus devrimi bu bakışı değiştirdi: Artık belirleyici olan ülkenin sosyo ekonomik sistemiydi. Bu perspektif değişikliği, ırksal boyutu hafifletti (2).
“Beyaz Adam”ın fotoğrafı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Bayete Guest Lodge, Victoria Falls, Zimbabwe, 2024.
ABD Başkanı Woodrow Wilson, yönetenlerin iktidarlarının tüm meşruiyetini yönetilenlerin rızasından aldıkları ve hiçbir yerde, hiç kimsenin halkları bir mal gibi bir egemenlikten diğerine aktarma hakkı olmadığı ilkesi kabul edilmediği sürece, hiçbir barış kalıcı olmaz ve olmayı da hak etmez, diyordu. Bu halkların “en küçükleri de en büyükler ve en güçlülerle aynı sıfatla, zorlanmadan, tehdit ve terörize edilmeden kendi kararlarını alabilmeleri gerektiğini vurguluyor, ilgili halkların rızası şart olacak, diye yineleyip duruyordu. Wilson, kendi kaderini tayin hakkında söz ederken, aklında Rusların, Avusturyalıların veya Türklerin hakimiyetine artık tahammül edemeyen Doğu Avrupa ve Orta Doğu halkıları vardı; “renkli halkları” asla kastetmiyordu. Onlar belki üç dört kuşak sonra ve ancak beyaz ırktan bir vasi tarafından yönlendirilmesi koşuluyla kendilerini yönetebilir hale gelebilirlerdi. İnsanların büyük çoğunluğunda ırklar hiyerarşisi ile ilgili bir görüş vardı ve Wilson bir istisna değildi (3).
1912’deki ilk seçim kampanyası sırasında Wilson, siyahların cemaatine büyük bir yer vereceğini vadetmiş, bu da içlerinden W.E.B. Du Bois gibileri onun lehine kampanya yürütmeye sevk etmişti. Wilson sonra yüz seksen derece dönüş yapmış, siyahları önemli görevleri atamayı reddetmekle kalmayıp selefleri tarafından karar verilmiş az sayıdaki atamayı da tartışmaya açmıştı. Hatta o güne dek hiçbir başkanın yapmadığını yapıp ırk ayrımcılığını federal idarenin içine sokmuştu. 1915’te Beyaz Saray’da bir Ku Klux Klan (KKK) övgüsü olan Bir Ulusun Doğuşu (yönetmen D.W. Griffith) filminin gösterimi yapılmış, protestolar siyahların cemaati ile sınırlı kalmamıştı. Wilson, beş ciltlik Amerikan Halkının Tarihi (A History of American People) adlı eserinde, yeniden inşanın “Güney’in beyazlarını cahil zenciler tarafından desteklenen hükümetlerin ağır otoritesi altına soktuğunu” ve KKK’nın bu tarz tehlikelere karşı “Güney’i korumak” için kurulduğunu yazmış, film de onun bu sözlerine dayandırılmıştı (4).
Genetik kökenlerimizle ilgili son araştırmalar gösteriyor ki, dünya üzerinde genetik açıdan birbirlerine en uzak insanlar bile %98 oranında aynı DNA’yı taşımaktadır (5).
“İnsanlık tarihine şöyle bir göz atarsak, koyu tenin öncelikle uyum sağlamak için oluştuğunu gözlemleyebiliriz. Kuzenimiz şempanze siyah kılları altında açık renkli bir tene sahiptir. İnsanoğlu kürkünü çıkarınca, çıplak vücudu güneşten korunsun diye ten rengi de bu duruma uyum sağlamış görünüyor. Ten rengini herhangi bir evrimsel hiyerarşinin kurulması olarak görmek sırf bu nedenle aptallıktan başka bir şey değildir. Tabii eğer açık tenliler şempanzelerle olan genetik bağlantılarını bir reklam aracı gibi kullanmak istiyorlarsa, o başka.” (6).
“Belirli gruplar genetik açıdan çok zeki olsa, bu bugüne kadar herhalde fark edilirdi.” (7).
Yararlanılan Kaynak
(1) Labirent, Amin Maalouf, YKY, 2024. Sayfa 15, 16.
(2) A.g.e., sayfa 66.
(3) A.g.e., sayfa 230, 231.
(4) A.g.e., sayfa 235.
(5) Genlerimizin Yolculuğu, Johannes Krause, Thomas Trappe, Say Yayınları, 2021. Sayfa 33.
(6) A.g.e., sayfa 80.
(7) A.g.e., sayfa 221.
Kasım 1855’te yerlilerden hep duyduğu şelaleye vardı. Çavlana hayran kaldı ve ona Kraliçe Victoria’nın adını…
“Kaşif” tartışmalı bir unvandır. “Keşfettiği” yer, yereller tarafından uzun zamandan beri bilinir; bu bilgi kendisi…
Paranoyak milliyetçilik, vatandaşın korkularını istismar ederek, güvensizlik ve nefreti körükleyerek kendilerine yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerin…
Kaya sanatı, Paleolitik dönemin en önemli kültürel dışavurumudur. Kendini, mağara duvarlarında, sığınılan kaya altlarında göstermiştir.…
Almanya’daki sığınmacıların üniversite eğitimi alamıyor, çalışamıyor ve yaşadıkları yerden ayrılamıyorlar. Barakalarda yaşıyorlar ve yaşadıkları barakalar…
19. yüzyılda demiryolu bir yenilik simgesiydi; yeni bir hayat getiriyor ve eskisini yok ediyordu. Bu…