Categories: Sanat

Çağdaş Sanata Varış 134| Postmodernizm 6 Elektronik Çağ, Medya Devrimi, Teknoloji ve Reklam

  • Esnek ve paradoksal bir terim/kavram olan Postmodernizm, kitle iletişimi, tüketici toplumu ve bilgi teknolojisindeki gelişmelerin, günümüzü anlamak için yeni yaklaşımların ve yeni sözcüklerin yaratılması gerektiğini ileri sürer.
  • Televizyon, Modernist sanatın temel prensiplerinden radikal biçimde farklı göründüğü için Postmodernizm’in en net vücut bulmuş hallerinden biri olarak görülür. Modern sanat ile Postmodern TV arasındaki farklılıklar üretme tarzı, sergileme ve alımlamadır.

    Üretme Tarzı: Sanat, bireysel yaratıcılığı vurgular. Oysa televizyon programı bir ekip ürünüdür. Televizyondaki tekrarları Yazarın Ölümüne tanık gösterebiliriz. Bir filmin yaratıcısı yönetmen iken, televizyondaki yaratıcılar yazarlar ve prodüktörlerdir.

    Sergileme Tarzı: Resimler ve heykellerin galeriler ve müzelerde sergilenmesi de televizyonun sergileme tarzından çok farklıdır. YouTube gibi çevrimiçi görüntü kaynakları, bunu daha da ileri bir noktaya taşır. Televizyon yayını çoğulluk ilkesine dayanır: sayısız kez kopyalanabilir, kaydedilebilir, değiş tokuş edilebilir, yeniden gösterilebilir, televizyon içeriğine herkes sahip olabilir.

    Alımlama Tarzı: Güzel sanat formları, sergi yerinin mimarisi, davranış kodları, her eserin kendi başına ele alınması, dingin ve saygı uyandıran bir atmosferde gerçekleşmesi ile öne çıkar. Bir sanat eserine bakmak, bir ölçüde düzenlenmiş bir etkinliktir. Buna karşılık, medya içeriğinin nerede gösterilebileceği, kimin tarafından tüketileceği, nasıl tüketilmesi gerektiği hakkında hiçbir kısıtlama yoktur. Bu konuda yerleşik bir sosyal kod veya görgü kuralı bulunmamaktadır. TV içeriği, başka bir işle meşgulken göz ucuyla da izlenebilir, hatta görmezden de gelinebilir.

  • Modernist sanat teorileri sanat eserini kalıcı, zamansız ürünlermiş gibi sunar. Ama TV programları estetik saflık veya kendine yeterlilik üzerinden açıklanamaz.
  • Tüketici kültürün yayılmasında televizyonun oynadığı rol çok belirleyici olmuştur.
  • Medyanın Postmodern okunma biçimleri, kanallar arasında gezinmeyi, dergileri karıştırmayı, internette sörf yapmayı içerir.
  • Postmodern tüketici, sunulan deneyim çeşitliliğinden seçim yapabilen, vitrinlere bakan kimsedir.

Japonya’da bir şirket kadınların bacaklarını reklam alanı olarak kiralıyor. Şirketin sözcüsü, 18 yaşını dolduran ve herhangi bir sosyal ağda 20’den fazla kontağı olan her kadının bacaklarının reklam için kullanılabileceğini söyledi. Kadınların yapması gereken, reklamı bacağına yapıştırmak, mini etek giymek, sekiz saat boyunca reklamı halka açık alanlarda göstermek ve çalıştıklarını kanıtlamak için fotoğraflarını Facebook ve Twitter’a yüklemek.
Fotoğraf:t24.com.tr

  • Reklamlar izleyicilerin popüler kültür hakkında geniş bir bilgiye sahip olduğunu varsayar ve çeşitli alıntılar, şakalar, parodiler, pastişler ve imitasyonlar üreterek kendini bu bilgi üzerine kurar. Fonda popüler müzik veya klasik müzik kullanabilir. Reklamlar, kendi içinde bir bütün olmayı amaçlamaz; metinlerarasılık bu nitelikler ve uygulamalar için kullanılan bir sözcüktür.
  • Postmodern görüş, reklamın işaret ettiği metaya çok fazla ilgi göstermeksizin, reklamdan edinilebilecek zevkleri vurgular.
  • Reklamcılık yeni bir sanat formu haline gelmiştir (midir?).
  • Frederic Jameson, reklamcılığın bayağı, derinlikten yoksun olduğunu öne sürer. Önemli olan imajın imaj olarak etkisidir. Jameson bunu anlama karşı çarpıcılık olarak adlandırır.
  • Postmodernistler, her durumda derinin bir yüzey efekti olduğunu ve yüzeyselliğin derin olabileceğini söyler.
  • Baskı teknolojilerinden elektronik medya sistemlerine geçiş, iletişimin belirleyici formu olmuş; içerikten ziyade medya teknolojisinin doğası, nasıl çalıştığı, nasıl kullanılması gerektiği, insan bedeni ile ilişkisi önem kazanmış; 1964 yılında Kanadalı kuramcı Marshall McLuhan (1911-1980) bu durumu “Ortam Mesajdır” (The Medium is the Message) ifadesiyle formüle etmiş; elektronik çağın medya devriminin merkezi olmayan bir topluluk ürettiğini savunmuştur. McLuhan, elektronik hızın, insanın sorumluluk farkındalığını önemli ölçüde yükselttiğini, dünyanın elektronik bir köye dönüştüğünü söylemiştir. Baudrillard, bu yeni ortamın etkisini içpatlama/hipergerçeklik/siber-baskın/kod gibi terimlerle tarif etmiştir. Bu terimler Baudrillard’ın simülasyon adını verdiği şeyle yakından bağlantılıdır. Baudrillard medyayı kötü bir güç olarak resmeder; medyanın, gerçek iletişimi veya anlamı engellediğini, sığ ve pasif bir deneyim sunduğunu savunur. Baudrillard, teknolojiden tarihsel, politik ve ekonomik etkilerden bağımsızmış, sanki insani dürtülere sahipmiş gibi söz ettiği için eleştirilmiştir.
  • Nereye baksak resimlerle karşılaşırız: Tişörtler, reklam panoları, posterler, kendi fotoğraf makinalarımız/kameralarımız, kapalı devre gözetim kameraları, fetüsün ekrandan önizlemesi vs. Baudrillard’a göre görüntülere duyulan bu açık saplantı, dünyayı temelden değiştirmiştir. Bu durum, Çağdaş dönemde cep telefonlarının kameraları ile devam etmektedir.
  • Bir düğmeye basarak veya fareye tıklayarak, farklı gerçekliklere geçebiliriz. Baktığımız her yerde farklı, hatta çelişkili mesajlar, imajlar ve fikirler karşımıza çıkabilir. Bu yeni medya etki alanında, herşey birbiriyle yan yana gelebilir.
  • Bilgisayar tarafından üretilen imaj ve uzamlar, tele-varoluş olarak adlandırılan kendilerine özgü bir gerçekliğe sahiptir. Bunlar, sanal dünyaların dışındaki herhangi bir şeyin varlığına bağlı değildir.
  • Görüntülü sohbet, pek çok kişi ile aynı anda “ışık hızında” muhabbet imkanı Postmodern iletişimin cazip bulunan yönleridir. Tanıtımda “tıpkı gerçek hayattaki gibi” ibaresi kullanılmaktadır.
  • Kültürün bu yönetilemeyen durumu Modernistler için bir lanet, Postmodernistler için iyi bir şeydir.
  • Oyumuzu gerçek politika ile ilgili bir fikre mi dayandırdığımız, yoksa nutuklar, PR çalışmaları, posterler, TV tartışmaları etkisi ile mi belirlediğimizi sorgulamamız gerektiği öne sürülmüştür.
  • Postmodernistlere göre bir sanat türünün veya bir sanatçının daha iyi olduğunu söylemek mümkün değildir; bu aynı oldukları anlamına gelmez, eşit oldukları anlamına gelir.

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Mitos 7

Mitosların farklı ülkelerdeki benzeşimleri konusuna yeniden bakarsak:     Shakespeare’in oyunlarından Venedik Taciri’ndeki kutu seçimi…

8 saat ago

Japonya 56 Japon Takvimleri 2

  Geleneksel Japon takvimi çok karmaşıktır. Bir tarihi belirtmek için iki serinin birleşimi kullanılır. İlk…

8 saat ago

Kars 29 Kars Yemekleri 2

     

9 saat ago

Batı’da Doğu, İslam ve Türk Algısı 41

  11.yüzyılda, ilk Haçlı Seferi’nin başlamasına yakın, Embricho’nun yazdığı Peygamber’in ilk Latince biyografisinde, onu eğiten…

3 gün ago

Japonya 55 Japon Takvimleri 1

  Yayoi dönemine kadar (MÖ 300-MS 300) merkezi bir hükümet olmadığı için ortak bir takvim…

3 gün ago

Kars 28 Kars Yemekleri 1

Aleksandr Puşkin (1799-1837), 1829 yılında, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rus ordusuyla birlikte yola çıkmış, buralarda yaşadıklarından…

3 gün ago