Categories: Sanat

Çağdaş Sanata Varış 150| Postmodern Politika 4 Jean Baudrillard

  • Jean Baudrillard 1986 yılında yayımlanan Amerika adlı kitabında ABD’yi ve oradaki hayatı değerlendiriyor. Las Vegas için büyük orospu, Los Angeles için estetiğin sonu diyor.
  • “İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yirmi yıllık sürede ABD daha güçlü idi.  Kendisine karşı olan düşünceler ve tutkular da daha güçlü idiler. Amerikan sistemi şiddetle eleştirilebilir, hatta 60’lı, 70’li yıllarda bu eleştiri içeriden gelebilirdi. Bugün Amerika’nın artık aynı hegemonyası yok ve aynı tekeli de uygulayamıyorlar, ama Amerika benimsenmiştir ve kendisine karşı çıkılamaz. Amerikan sistemi Çin’e kadar bütün dünyaya yayılan iş, pazar, hür teşebbüs ve performansta bir model oldu. Ulular arası stil, Amerikan stili oldu. Artık hiçbir şey Amerika’ya karşı çıkmıyor; Çin, Küba, Vietnam gibi saldırgan dış çevreler sindirildiler, büyük antikapitalist ideolojinin içi boşaldı.”
  • Baudrillard, üstünde düşünülecek geçmişi olmayan, dolayısıyla temelden ilkel olan ABD, yeri, teknik üstünlüğü, o hoyratça vicdan rahatlığı ile ve simülasyona açtığı alanlarda şimdiki en ilkel toplumdur, diyor. Amerikalılarda simülasyon kavramı olmadığını, simülasyonun en güzel örneğinin kendileri olduğunu yazıyor.
  • “Başka hiçbir yerde böyle köklü bir kültürsüzlüğün ve böyle bir doğal güzelliğin, doğal mucizenin ve salt taklidin şaşırtıcı bir biçimde birleştiği görülmez.”
  • “Amerikalılar başka ülke halkları gibi yöneticilerinin değerliliğine, hatta iktidarın gerçekliğine inanıp inanmadıklarını kendilerine sormaya meraklı değiller, buna inanıyormuş gibi yapmayı yeğliyorlar. Onlar için siyasi zayıflıkların ya da budalalığın önemi yoktur. Yalnızca imaja bakıp karar veriyorlar. Bu, simülasyon üzerinde bir uzlaşmadır.”
  • Dünyanın merkezi olan New York’un başka kentlerin yüzyıllar boyunca kazandıkları güzelliği elli yılda kazandığını; firavunlara özgü kentin tümünün dikilitaşlardan oyulmuş gibi durduğunu; bu barok dikeyliğin tuhaflığın son sınırı olduğunu; Amerika’nın kendisine bir anlam ya da kimlik vermeye çalışmayan; ırk sorunlarını ortak bir etnik düzey durumuna dönüştürmüş bir toplum olduğunu söylüyor.
  • Baudrillard, Beyaz Saray’ı dünya gücünün müzesi olarak tanımlıyor.
  • Baudrillard’a göre, demokrasi ile eşitlik arasında fark vardır: Demokrasi vatandaşların hepsinin yarışa eşit başlamalarını ister. Eşitlikçilik (Egalitarianism)ise hepsinin yarışı eşit bitirmesine denir.
  • Baudrillard, ABD’nin dünyaya sunulmuş ideal dünya imgesi olduğunu söylüyor.
  • “Avrupa belli bir feodalite, aristokrasi, burjuvazi, ideoloji ve devrim tipi icat etti: Bütün bunların bizim için bir anlamı oldu, ama aslında bunlar başka bir yerde anlam taşımadılar. Amerika ise bütün bunlardan koptu ve kendisini köklü bir modernlik içinde buldu: Demek ki modernlik Amerika’da olduğu kadar başka hiçbir yerde özgün değil; Modernliğin bütün mitleri Amerikalıdır. Amerika, modernliğin özgün versiyonudur; bizler dublajı yapılmış, altyazılı versiyonuyuz. Amerika köken sorununa boş veriyor; kökenle ya da otantik olmayla uğraşmıyor; ne geçmişi, ne de bir gerçekliği var. Zamanla ilgili bir ilk birikimi olmadığı için sürekli bir güncellik içinde yaşıyor. Amerika’nın kimlik sorunu yok. Avrupa’nınki gerçekleştirilmesi olanaksız tarihsel idealler bunalımıdır. Onlarınki ise gerçekleşmiş ütopya bunalımıdır. Avrupa’da kültürsüzlüğün gücü yoktur. Amerika’nınki, acı çektirdiği kimseleri bile dünya çapında büyüleyen bir kültürdür.”
  • “Amerika’da kültür mekan demektir, hız demektir, sinema ve teknoloji demektir.”
  • “California, taklidin ve otantik olmayanın evrensel yeridir. Burada otantik olan Disneyland’dır.”

Fotoğraf: www.aksam.com.tr

  • Baudrillard, devletlerin politikası artık pek o kadar sosyalleştirmeyi, bütünleştirmeyi, yeni haklar yaratmayı amaçlamıyor, diyor.
  • Televizyonda görüntüleri yayınlanan ilk savaş olan Vietnam Savaşı’nda Amerikalıların kullandığı iki silah, düşmanın fiziksel bombardımanı ile dünyanın geri kalan bölümünün elektronik bombardımanı oldu, diyor.
  • Baudrillard, Ortaçağ’ın işkence aletlerinden, vücut geliştirme tekniklerine kadar giden doğru bir çizgi olduğunu; jogging’in de yeni bir gönüllü kölelik ve yeni bir zina şekli olduğunu söylüyor.

Baudrillard, ABD’de insanlar arasında hiçbir bağ olmadığını; kimsenin kimseye bakmadığını; gülümsemelerinin yalnızca gülümsemek zorunluluğunu anlattığını; yalnız yemek yemenin çok yaygın olduğunu, bunun ölüm anlamına geldiğini yazmış.
Fotoğraf:yemek.com

  • Obezlerin her şeyim eksik, öyleyse ne bulursam yerim, diye düşündüğünü; Amerikan toplumunun takıntılı, fobili (save time, save energy, save money, save our souls…); iştahsız bir toplum (low tar, low energy, low calories, low speed, low sex…) olduğunu söylüyor.
  • Amerikan televizyonlarında gülmelerin Yunan tragedyasındaki koronun yerini aldığını; başka ülkelerde gülüp gülmemenin seyirciye bırakıldığını, burada izleyicinin gülmesinin gösterinin içine sokularak ekrana getirildiğine dikkatimizi çekiyor.
  • Baudrillard, 1991 yılında Körfez Savaşı’nın bir simülasyon olduğunu iddia ettiğinde, birçok kişi ona olan ilgisini kaybetmiştir. Eleştirmenler Baudrillard’ın yaklaşımının etkileri abarttığını; teknolojiden sanki insani dürtülere sahipmiş gibi söz ettiğini; Baudrillard’ın medyasının, sanki kişisel, tarihsel, politik ve ekonomik etkilerden bağımsızmış gibi kendi teknolojik gelişmelerinin seyrini izlediğini ileri sürerler.

 

Füsun Kavrakoğlu

Önceki Yazılar

Göçmenler 21

“Derin bir hasret çekiyorlardı. Orada ne işleri vardı? Öylesine özlemini çektikleri şey doğdukları kent değil,…

14 saat ago

Okumak 6

Klasiklerle çağdaş eserleri dengeli biçimde okumak gerektiği söylenir. ‘Hayat ne kadar yıpratıcı olursa, şiir o…

2 gün ago

Çağdaş Dönem Gerçekleri

“Daire günde 118 avroya, kısa dönemli olarak kiralanıyor; bu fiyata vergi dairesi İrlanda'da bulunan Fransız…

3 gün ago

Faşizm Diktatörlük 48

20. yüzyılın sonlarında diktatörlüklere otokratik rejimler, diktatörlere de otokrat denmeye başladı. Princeton Üniversitesi profesörlerinden Stephen…

4 gün ago

Hammershøi 2

Ev İçi Tabloları (Interiors) Kopenhag’da, on yıl yaşadığı evini, sarı ve leylak rengi duvarlarıyla 60…

5 gün ago

Hammershøi 1

İsmini ilk defa bu yıl Madrid’de duydum. Sergisini hayranlıkla gezdim. Kendi bildiğini okumasına bayıldım. Tablolarındaki…

6 gün ago