Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017
Flâneur, zaman ve paraya sahip, dikkatini vermesi gereken acil bir sorumluluğu olmayan erkeğe has bir ayrıcalık ve serbestliği tanımlayan bir kelimedir. Bu amaçsızca dolaşan kişinin, şehri pek çok kimseden daha iyi anladığı düşünülür. Flâneuse ise, kavramın dişil halidir.
Flanör kelimesinin ilk kez 1585’te kullanıldığı biliniyor. Kelimenin aslının İskandinav dillerinden ödünç alındığı düşünülüyor.
1829 tarihli bir sözlükte flanör, hiçbir şey yapmamaktan hoşlanan, aylaklıktan zevk alan erkek olarak tanımlanmış.
Honoré de Balzac (1799-1850), iki tür flanörden bahsetmiş: Sokaklarda amaçsızca dolanmaktan mutlu olan genel flanör ve şehirle olan deneyimlerini eserlerine aktaran sanatçı flanör.
Charles Baudelaire’in (1821-1867) flanör’ü ise “kalabalıklarda sığınak arayan” sanatçıdır.
19. yüzyılda flanör, hem gözlemleyen hem de gözlemlenen kişidir. Bu dönemde tek başına dışarı çıkmak kadınlara itibar kaybettiren bir eylemdi. Üst sınıftan kadınların üstü açık arabalarda ve yanlarında yaşlı yardımcıları ile dışarı çıkmaları uygun bulunurdu. Madam Bovary gibi kapalı at arabası ile dışarı çıkmak kuşku uyandırırdı. Orta ve alt sınıftan kadınlar çalışmak için sokaklardaydı. Büyük mağazaların 1850 ve 60’lardaki yükselişi her sınıftan kadının Londra, Paris ve New York gibi şehirlerde halka açık yerlerde görünmesini normalleştirdi. 1870’lere ait Londra şehir rehberinde “hanımların yanlarında bir beyefendi yokken bile güven içinde yemek yiyebilecekleri” yerler sıralanmıştı.
Virginia Woolf 1927’de kadınlar için şehrin dünyasına dahil olabilecekleri, şehirde yürünecek cinsiyetsiz bir alan talep eder.
Güneş Terkol (1981-), İstanbul Modern, 2018.
Günümüzde, dünyanın bir kısmında, hala, sokaktaki kadın “arzuyu çağıran beden” olmaya devam ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu
Yararlanılan Kaynak
Flanöz, Lauren Elkin, Nebula Kitap, 2017.
"Hitler bütün Polonyalıları yok etmeyi hedefliyordu. Onlar Slavdı, aşağıydı. Babam Nazilerin milyonlarca Polonyalıyı öldürdüğünü söylemişti.…
Her şey, ırkçılığın son zamanlarda yeni bir güç ve yayılım kazandığını gösteriyor. Nazizm’i oluşturan parçalardan…
Spinoza (1632-1677), kutsal kitap dilinin insanlara kendi hakikatlerini, beklentilerini, isteklerini vererek onların aklına değil, deneyim…
Milliyetçilik, ‘ilerici’ bir kisveden 18. yüzyıl sonlarında tutucu bir ideolojiye dönüştü. Neo-nasyonalizm, ‘bastırılmış milliyetçiliklerin geri…
“Estonya, Sovyetler’e katıldığında radyodan duyulan yaşasın çığlıklarının ‘tamam artık yeter’ işareti verilene kadar sürdüğünü, bu…
Tatlı, tuzlu, ekşi ve acı dört temel lezzet. Tatlı damağın her tarafına yayılırken ekşi canlılık…