Milliyetçiler için milliyetçilik, ortak tarihsel serüven yaşayan toplumların bunun bilincine varıp, milli bir sosyal-siyasal düzen kurması demekti. Milletleşme, ortak kültürel, dilsel, dinsel, etnik bir birlik üzerinden formüle ediliyordu.
Diğer bir modele göre ise milliyetçilik, bir arada yaşayan toplumların, kültürel, dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın ortak bir ideal üzerinden siyasal bir irade göstermek anlamına geliyordu. Bu irade, vatanda millete dönüşüyordu. Bu, cumhuriyetçiliğe daha yakın olan bir modeldi.

The Inner Space Within, Anya Gallaccio, 2008.Turner Contemporary.
Fotoğraf: Zaraastro Art.
Milliyetçilik imparatorluklar ve sömürgeler altındaki halklara onur verdi. Ama milliyetçilik, milli tasarıma uymayanlar üzerinde şiddet uyguladı. Milli tasarım dışındaki tahayyülleri ihanet kabul etti.
Bir döneminde imparatorluk olmuş milletler için milliyetçilik aynı zamanda yayılma, ilhak, başka toplulukların iddia edilen topraklar üzerindeki haklarını kabul etmeme, onların varlıklarını meşru saymamaya doğru gidebildi. Rusya’nın Ukrayna üzerinde iddia ettiği hak buna bir örnektir.
Yeni dönemin milliyetçiliği, evrensel değerlere karşı milli değerleri öne çıkarıyor. Evrenselliği bir müdahale, hatta tahakküm aracı olarak görüyor. Kozmopolitizmi lanetlerken, bunu milletlerine ve kültürlerine yabancılaşma, yoz, ihanet içinde bir elitizm diye tanımlıyor. Yeni milliyetçilik, 1990’lardan beri küreselleşen akademik bilgi bile ancak milli siyaset ile uzlaşabilirse değerli sayılıyor. 2008’den sonra yaygınlık kazanan yeni milliyetçilik, ülkeyi ‘tekrar’ güçlü kılacak olan liderin bilgisini hatta sezgisini daha üstün tutuyor. Trump Amerikası, Modi Hindistanı örnek verilebilir. Eski milliyetçi tarihçilik ile yeni milliyetçi tarihçilik de farklı. Yenisi kendini siyasi şovlarda, popüler dergilerde, TV dizilerinde, YouTube sohbetlerinde gösteren kurgusu basit, eklektik, akademik olmayan tarih. Günümüzdeki otoriter popülist hareketlerin aynı zamanda milliyetçi olduğunu söyleyebildiğimize göre otoriter popülizm ile milliyetçilik arasında çok kuvvetli bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Lider ile milli öz arasındaki duygusal bağ, oy ya da seçimle ölçülemeyecek kadar derindir.
Yeni milliyetçilik, eski milliyetçilikten daha muhafazakar, daha popülist, daha taşralı, daha kaba, daha dışlayıcı, daha eklektik, daha kızgın, daha tepkisel olduğunu söyleyebiliriz. 19. ve 20. yüzyıl milliyetçiliği, imparatorluklara, liberal ekonomik düzene tepkiydi ve serbest ticaret modeliyle küreselleşmeye karşı milli kalkınmayı savunuyordu.
Yeni milliyetçilik, 1980’lerden sonra gelişip yayılan yeni liberal modele karşı büyüdü. Neoliberalizm, 19. yüzyıldan 1929’a kadar hakim olan eski liberal modelden daha eziciydi. 1980’lerden sonra oluşan düzen, ulus devletlerin koruduğu kesimleri savunmasız bırakmıştı. Ekonomik büyümeye rağmen eşitsizlik, ulusal ve küresel ölçekte arttı. Yeni milliyetçilik, Neoliberalizmin ezdiği kesimlerden destek buluyor; kendilerinin çok kültürlülüğe, azınlık haklarına, kozmopolitizme ve teknokrasiye kurban edildiklerine inandıkları için eski elitlere, kurumlara, ilkelere karşı başkaldırı olarak gelişiyor.
Yararlanılan Kaynaklar
Milliyetçilik Üzerine, Ali Yaycıoğlu, Oksijen, 24-30 Haziran 2022.
Yeni Milliyetçilik Çağı, Ali Yaycıoğlu, Oksijen, 1-7 Temmuz 2022.
Milliyetçiliğin Geleceği Var mı?, Ali Yaycıoğlu, Oksijen, 8-14 Temmuz 2022.


Leave A Reply