I. Elizabeth ve II. Charles dönemlerinde İngiltere’deki Türk imajı genelde olumluydu. Türklere karşı bir hayranlık duyuluyor, Türk İmparatorluğu’nun gücü ve siyasal etkisi herkesin dilinde dolaşıyordu. Bununla beraber saygı ve hayranlıkla karışık bir korku da vardı. Bu da Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönemlerdeki askeri gücünden kaynaklanıyordu.
16. ve 17. yüzyıl ortalarında Türk-İngiliz ilişkileri genelde dostça idi. İngiltere, dış ticaretinin yaklaşık üçte birini Türklerle yapıyordu. Bu dönemde İngiliz yönetimi, sıkıştığı zamanlarda Türklerden siyasi ve askeri yardım bile istiyordu. Mesela Kraliçe Elizabeth‘in Türklerden donanma yardımı istediği bilinir.
Türk imajının Batı’da olumsuz olduğu ve genelde Türklerin barbar olduğu söylentisinin yaygın kabul gördüğü bir dönemde İngiltere’de Türklere karşı daha olumlu bir toplumsal yargı yaygındı. Türk kültürü nispeten özenilen ve hayranlık duyulan yüksek uygarlık olarak kabul ediliyordu.
Türklük ve İslam özdeşleştirilmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun gücü öyle etkiliydi ki Türkler, İslamiyet’in gerçek temsilcileri olarak görülüyordu. Bu nedenle İslamiyet’i kabul edenlere ‘Türk oldu’ deniliyordu: Müslüman olmakla Türk olmak eşdeğerdi.
Türk kültürünün popüler izleri ve Türklere ait bazı alışkanlıkların ve zevklerin toplumca paylaşıldığı görülmekteydi. ‘Muhteşem Türk kahvehanesi’ diye reklamları yapılan Türk kahvehaneleri açılmaya başladı ve moda oldu. O dönemde kahvehaneler seviyeli insanların sohbet ve eğlence yeriydi; öyle her önüne gelenin girebildiği yerler değildi. İngilizlerin eğlence yeri olan pub’lar kapanmaya, bira üreticileri iflas etmeye başladı. Çünkü herkes Türk kahvehanelerine gitmeye özeniyordu. Tabii bu yerlerin sahiplerini müşterileri de hep İngilizlerdi. Kahvehane sahipleri Türk kıyafetleri giymeye başlamıştı. Kapanan pub’ların sahipleri ve müşteri kaybeden bira üreticileri ile bazı çevreler kahvehaneler hakkında söylentiler yaymaya başlamışlardı: ‘kahve şeytan içeceğiydi’, ‘sakın kahve içmeyin yoksa Türklerin etkisi altına girersiniz’, ‘kahve insanı Türk yapar’, ‘kahvedeki gizli iksir cinsel gücünüzü azaltır’ gibi. İngilizler bu söylentilere kulak asmamış ve Türk kahvesinden vazgeçmemişlerdi. Türk kahvehaneleri seviyeli İngilizlerin uğrak yeri olarak kültür tarihine geçti.
İngiltere ile İslam Dünyası: Bir ‘Aşk-Nefret’ Tarihi, Ömer Erdem, Hürriyet Kitap Sanat.
İngiltere ve İslam Dünyası 1558-1713, Gerald MacLean Nabil Matar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021.
İngiltere’de Türk İmajı, Talip Küçükcan, Radikal Kitap, 14 Eylül 2001.
Islam in Britain 1558-1685, Nabil Matar, Cambridge University Press, 1998.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Ormana Yeniçeri Müzesi, İbradı, Antalya, 2022.
Martin Heidegger’e göre göre Avrupa’nın kurtarılma ihtimali iki şey ister:
1- Avrupa halklarını Asyalılıktan korumak,
2- Kendi köklerini yitirerek parçalanmayı alt etmek.
Heidegger, çeşitliliğe karşı da huzursuzluk duyar.
Johann Gottfried Herder ise “Tüm Kuzey, Doğu ve Batı Avrupa uygarlığı Roma-Yunan-Arap tohumuyla yetişmiş bir bitkidir,” diye yazmıştır.
Hiper-Kültürellik, Byung-Chul Han, Ketebe Yayınları, 2024. Sayfa 11, 21, 13.


Leave A Reply