Daha önce aynı konuyu Mihail Bakhtin’in değerlendirmesiyle yazmıştık.
Şimdi ise Macar asıllı düşünür Györgi Lukacs’ın (1885-1971) irdelemesini paylaşacağız.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Roma, 2026.
“Destanlar kahramanlık hikayeleridir, Tanrı eliyle verilmiş bir kişilik vardır, iyi ile kötünün arasındaki savaşı anlatır ve dizelerden oluşur. Roman ise günümüz dünyasının destanıdır ve dizelerle değil düzyazı ile yazılır.
Destanı yaratan dünya ile romanı yaratan dünyanın koşulları farklıdır.
Destanların dünyasında bireyselliği vurgulanmış kahramanlar yoktur. Bu kahramanlar roman kahramanları gibi arayış içinde değildirler.
Romanın ortaya çıktığı dönem, toplum olma döneminin başladığı dönemdir. Toplumu ise, farklı düzlemlerde, birbirleriyle çatışan farklı seslerin bir uzlaşma arama çabası oluşturur. Sınıf bilincinin ortaya çıkmasıyla romanın ortaya çıkması arasında ilişki vardır.
Destan kahramanı bir birey değildir. Destanın konusunu bireylerin yazgısı ve hikayeleri değil, toplumun yazgı ve hikayeleri oluşturur. Destanda kendi kişiselliğini tartışma konusu haline getirmiş bireyler ya da farklı düşünce sistematikleri bulunmaz. Destanda tek olanın, kralın/kahramanın, diğerleriyle (varlıklar, nesneler ya da kişilerle) olan ilişkileri kahramanın gözünden yansır. Destan kahramanı somuttur.
Destandan romana geçişin ilk örneğini Dante (1265-1321), İlahi Komedya (1308-1321) ile vermiştir. Destanların biçimi ve anlatımlarının kapalılığı korunmakla birlikte, kahramanların bilinçli olmaları, gösterdikleri direniş ile gerçek kişiliklerini bulmaları bakımından destan kişilerinden ayrılmışlardır. Dante, kahramanlarını kendi yazgılarını yaratan kişiler olarak betimler.
Roman kahramanları soyut varlıklardır. Roman soyut kalmaya mahkumdur çünkü anlamın aranması, bulunması ya da yokluğunun anlaşılması onu soyutlaştırır. Romanlar, destanlar gibi kural koyucu değildir ve kesinlik taşımazlar. Roman içerik olarak destanın kapalılığını ortadan kaldırması, kesinlikten uzaklığı onun soyut diye nitelenmesine sebep olur. Destanın açık seçik sunduğu kavram ve değerler romanda öznel olur, yani soyutlaşır.
Destan bir sonsuzluk içerisinde ilerler, roman ise sonsuz değildir, bir sonu vardır.
Destanda esas konu biçim değildir ama romanda aslolan biçimdir.
Destan çocukluk dönemini, roman ise olgunlaşmış erkeklik (!) dönemini yansıtır.”
Edebiyat ve Kuramlar, Fatma Erkman-Akerson, İthaki Yayınları, 2010. Sayfa 211-217.


Leave A Reply