Rasyonel Tarihçilik, kahramanı koşullar yaratır der.
Zaman içinde kahraman algısı da değişir. Kahraman her türlü kahra, her türlü belaya, güçlüğe hazır olan anlamına gelir.
Kahramanlık kültünün ilk örneği Sümer mitolojisindeki Gılgamış‘tır.
Yunan mitolojisindeki kahramanlar doğa ile savaşırlar. Herakles Girit boğası ile, Nemea aslanı ile, dokuz başlı ejder Hidra ile, Odysseus da canavarlarla dövüşür. Türk mitolojisinde de canavarlarla dövüşme vardır. Polyphemus ile dövüşen Odysseus, Tepegöz ile dövüşen Basat, Golyat ile dövüşen Davut hikayeleri birbirinden çok farklı değildir. Tanrıların ya da ataların hepsi dev gibidirler. Titanlar, buzul devrinde yaşayan devasa hayvanlar gibi. Mitolojilerde hep bir devi alt etme hikayesi var. Kikloplar, tek gözlü devler, tepegözler.
Carl Gustav Jung, kahraman arketipinin insanlığın ortak bilinçaltının bir ürünü olduğunu söyler.
Joseph Campbell diyor ki, bir insanın kahraman olabilmesi için öncelikle hayatını temelinden sarsan, kökünden değiştiren bir değişim yaşamalıdır. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu anlatısında, yolculuğun başlayabilmesi için köklü bir çağrı almalı, hayatını değiştiren bir şey yaşamalıdır. Yola çıktığında ilk eşik denilen bir nokta vardır. Buna ilk sınav da denebilir. Bu sınavın sonunda balinanın karnı aşamasına geliyor, yani kahramanımızın en çok kahır çektiği an, aynı zamanda bu kahramanın dönüşüm anı. İlkel kabilelerdeki erginlenme törenlerini düşünebiliriz: ormana, çöle bırakılıp hayatta kalmasını sağlama gibi. Eski Yunan’da çocuğu ormana bırakmak veya denizin ortasına bırakmak ve isiminin o yolculuk tamamlandıktan sonra konması söz konusuydu. O zamana kadar aileden ötürü alınan isimleri taşırlardı. Eski Türklerde de çocuğa doğduğu zaman geçici bir isim verilir, büyüdüğü zaman çocuk kendi adını kendi alırdı.
Kahraman balinanın karnından çıktıktan sonra bir imtihanlar yolu açılır; bir dizi görev ve zorluk önünde sıraya dizilir. Bu zorlukları atlatırsa, yazarın ‘tanrılarla buluşma’ dediği aşama başlar. Tanrılar, ulu kişiler, kaderi belirleyebilecek güçte kişi ya da kimselerdir. Bu aşamada kahramanın kendisi ile barışmasına imkan verilir. Campbell buraya baştan çıkarıcı kadın aşaması koyar; kahramanı yolundan döndürmeye çalışan, zihnini çelmeye çalışan bir karakteri karşısına çıkarır. Türk filmlerinde armatör babanın fakir esas oğlanı çağırıp ‘Sana şu kadar para vereyim kızımı bırak,’ demesi gibi.
Kahraman bunu da atlatırsa yazarın baba ile karşılaşma dediği aşama başlıyor. Bu aşamada kahramanın kendinden büyük, güçlü, otoritesini kabul ettiği bir kişi ya da kurum ile yüzleşmesi gerekiyor. Bunu da atlatırsa kahramanımız zirve noktası dediğimiz noktaya ulaşıyor. Bu aşamadan sonra tanrısal özellikler edinmiş oluyor. Artık o başka biri. Tanrısal vasıflar kazanmış biri artık.
Kahraman yola çıkmış olduğu şeyi bulmuş, o şeyle karşılaşmış, misyonu tamamlamış oluyor, son lütuf. Buradan geri dönmeyi reddediyor, çünkü başlangıç noktasına dönmesi artık imkansız, bunu biliyor, artık aynı insan olamayacağını biliyor.
Dönüş yolculuğu daha da tehlikeli olabilir, kahramanımız kurtulma dediğimiz bir aşamaya giriyor, eğer yaralanmışsa desteğe ihtiyaç duyuyor ve dönüş eşiğine geliyor.
Kahramanın geri dönüş macerasında yolda kazandığı bilgeliği, kahramanlık evsafını yitirmemesi gerekiyor. Nihayetinde kahraman, ulaştığı bilgelik sayesinde ölüm korkusundan kurtuluyor. Bu da aslında ölümsüzlük denilen şey. Aslında ölümsüzlük, ölmemek değil, ölme korkusundan kurtulmaktır. Artık ne geçmişinden pişmanlık duyar, ne geleceğe ümit bağlar.
Joseph Campbell, “Dünyada sadece bir tane hikaye vardır. O da kahramanın sonsuz yolculuğunun sonsuz kere tekrarlanması ile oluşmuş hikayedir,” der.

Campbell’a göre kahramanın yolculuğunun aşamaları.
Odysseus kendi içsel ve dışsal yolculuğunu tamamlayıp tekrar ülkesine döner, tabii başka biri olarak.
Kahraman olabilmek için içinde bulunulan şartları ve toplumu kabul etmemek, başka bir arayış içine girmek gerekiyor.
Geri Dönüyoruz, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu, Kafka Kitap, 2025. Sayfa 57-80.


Leave A Reply