Proust, karakterlerinin çoğunu bir deyim ve meşhur sözle özdeşleştirmekten hoşlanır; onları anımsatıcı bir yan tema, sürekli tekrarlanan bir özellik ya da karakteristik kullanır. Aynı yöntemi bir seviyeye kadar Tolstoy, yan …

Okudum, çalıştım, gezdim,
okumaya devam ettim.
Aslında konu öğrenmekti.
Zamanla öğrenip paylaşmak oldu.
Paylaşımlar ilgi görünce yazılar devam etti.
İşte böyle oldu BÜ ve İTÜ ile başlayan serüvenin sonu.
Proust, karakterlerinin çoğunu bir deyim ve meşhur sözle özdeşleştirmekten hoşlanır; onları anımsatıcı bir yan tema, sürekli tekrarlanan bir özellik ya da karakteristik kullanır. Aynı yöntemi bir seviyeye kadar Tolstoy, yan …
“Öğretmen hayal ettiğinden çok farklı çıkıyor, genç bir Etiyopyalı kadın, nasıl öğrenmişse mükemmel Almanca konuşuyor.” “Eh, diyor Osarobo, metroda bir İtalyan’ın yanına oturduğumda hemen kalkıp başka bir yere oturuyor. Suçlu olduğumu …
Zamanında Camus’nün gözlemlediği gibi, roman yazabilmek için illa ki entelektüel olunması gerekmediğini düşünen yazarlar sadece Amerika’dan çıkmıştır. Bilakis Avrupalı romancılar ise eserlerinde bir felsefe geliştirebilmeyi kendilerine yükümlülük sayanlardır. Marcel Proust, Edmund …
James Joyce, Marcel Proust'la tuhaf bir şekilde rastlaştı. Proust daha yeni kalkmıştı, Joyce yatmak üzereydi. Joyce gözlerinden şikayet edip duruyordu, Proust ise midesinden. Her ikisi de birbirlerinin eserlerinden tamamen bihaber …
Romantik edebiyatın tipik ilgi alanı çirkinlik ve kötülüktür. Romantizm’e kadar olan dönemde kahramanlar daima yakışıklıdır, kötüler çirkin, korkunç veya sefildir. Kötü, biri kahramana dönüştürüldüğü zaman ise hemen yakışıklı olur. …