Her sene heyecanla Nobel Edebiyat Ödülü’nün neticesini beklerim.
Ödül ülkelere değil, yazarlara veriliyor. Diller açısından baktığımızda ödülü en çok İngilizce yazan yazarlar kazanmış. Ödül kazanan yazarların yurttaşı oldukları ülkeler açısından baktığımızda ise Fransa ilk sırada. Kadın yazarlar 13 kez kazanmış.
Bu yıl da yine bir erkek yazar, bu ödülü en çok kazanan ülkeye, Fransa’ya götürdü, Fransa 15. Edebiyat Nobeli’ni almış oldu.
Patrick Modiano’yu daha önce hiç okumamıştım.
Her zaman yaptığım gibi Gergedan Kitabevi’ni aradım, dilimize çevrilmiş 6 kitabı olduğunu, ikisinin baskısının tükendiğini öğrendim. Geriye kalan dördünden üçünü ısmarladım:
En Uzağından Unutuşun, Tahsin Yücel çevirisi, Can Yayınları, (Fransa’da ilk basımı 1996, bizde 1998)
Bir Gençlik, İsmet Birkan çevirisi, Can Yayınları, (Fransa’da ilk basımı 1981, bizde 1997)
Bir Sirk Geçiyor, Filiz Nayır Deniztekin çevirisi, Varlık Yayınları, (Fransa’da ilk basımı 1992).
29 roman yazmış, 3 senaryoda da payı olan bir yazarın üç kitabını okumuş olmak kapsamlı konuşabilmek için tabii ki yeterli değil. Ama benim gibi Fransızca bilmeyenler için yazacaklarım belki yararlı olur diye yine de yazmak istedim. Çünkü onların da seçenekleri benimki kadar, en azından bugün itibarıyla.
Bu üç romanda pek çok ortak nokta buldum.
Ana karakterler genç.
Ana-babaları, aileleri hayatlarında yer almıyor.
Meslekleri yok, gelip geçici işler yapıyorlar. Bu işler tehlikeli kokular yayıyor.
Aşk yok, aralarındaki ilişki, durumlarının zorluğunun ve rastlantının eseri. Ama ayrılmalarının üzerinden yıllar geçmesine rağmen erkek karakter kızı unutamıyor.
Bir ara yolları polise düşüyor ama başlarına kötü birşey gelmiyor.
Nar suyu, tilt makinası, binici pantonu gibi ortak ayrıntılar var.
Paris’te sokak isimleriyle, bina isimleriyle, binaların numarası ile, garlar ile detaylı bir şehir gezisi yapılıyor.
Ana karakterler fırsatları değerlendirmeyi başarıyorlar.
Yurtdışına çıktıklarında gittikleri yer İngiltere oluyor.
Kurdukları ilişkiler hep cafe’lerde başlıyor. Belki de Paris için normal bir durum.
Yol gösteren bir yabancıya rastlıyor, ondan yararlanıyorlar.

Paris’te, 16. Bölge’deki Les Belles Feuilles adlı lokantanın, Bir Sirk Geçiyor adlı romanda merkezi bir rolü var.
Fotoğraf:www.itaste.com
Prof. Dr. Nedret Tanyolaç Öztokat’ın Cumhuriyet Kitap’ta yazdığı Fazla ‘Fransız’ Bir Nobelli başlıklı yazısında belirttiği Fransa’nın işgal dönemini gözler önüne serme, Yahudi faciasının anısını canlı tutma, Fransız yakın tarihinin gerçekliğinden aldığı ögeler üzerine kurulu olma temaları, okuduğum romanlardan birinde bir kaç anımsatma dışında doğrusu belirgin değildi. Ama hocanın İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı olduğu düşünüldüğünde, bu temaları daha fazla hissedebilmek için dilimize, yazarın daha çok eserinin tercümesinin gerektiğini düşündüm. Yoksa olaylar eğitimsiz, mesleksiz, aylak kişilerin her devirde, her ülkede başına gelebilecek olaylar. Bu toplumsal yaralara sahip olabilmek için, karakoldaki uygulamalar hariç, İkinci Savaş sonrası olması gerekmiyor.
Belki de, Türkçe’ye çevrilen bu kitaplar 1981, 1992, 1996 gibi eski tarihli kitaplar olduğu içindir.
Yazarın yaşamını bilince anne-baba, yol gösteren yabancı, eğitime devam etmemek gibi temaların otobiyografik olduğu anlaşılıyor.
Üç romanı arka arkaya okuyunca sanki aynı romana devam ediyormuşum gibi hissettim, atmosfer o kadar aynıydı.
“Çağımızın Marcel Proust’u” değerlendirmesini bilemem ama bir nevi serüven anlatısı ile yarattığı gerilim, usta kurgusu ve insanın zihninde kalıcı bir atmosfer yaratması ile romanlar okunup bittikten sonra da sizinle birlikte yaşıyor.
Ödüllü kitapların zor okunan eserler olduğunu düşünenler korkmasınlar; kitaplar çok ince, diyaloğa dayalı anlatımı olan, çok kolay okunan romanlar.


Leave A Reply