“Eski göçmenler, sömürge halkları gibi, koruyucu güçten yalnızca üvey ana gibi değil de, ana gibi davranmasını istiyorlardı; onların oğulları ise kızgınlıktan, gururdan, yılgınlıktan ve sabırsızlıktan bu akrabalık ilişkisini istemiyorlar artık; kökensel aidiyetlerinin simgelerini bayrak gibi sallıyor ve kimi zaman ikinci evleri düşman toprağıymış gibi davranıyorlar.”
“Göçmen gerçekte iki kişidir; iki farklı topluma aittir ve her iki toplumda farklı statüye sahiptir. Göçmenlerin statüsü, Batı toplumları içinde çoğunlukla toplumsal sıralamanın en aşağılarında oluşlarına göre değerlendirildiğinde önemli bir stratejik hata yapılmış oluyor; doğdukları ülkenin toplumu içinde modernleşmenin, toplumsal ilerlemenin, entelektüel özgürlüğün, gelişimin ve uzlaşımın öncüsü oldukları görmezden geliniyor.”
Göçmene kültürünü, geleneklerini koruyabileceğini ve yasa tarafından korunacağını, buna karşın ona ev sahipliği yapan ulusun dışında kalacağını söyleyen mesaj değil; kendiniz olmaktan çıkmadan, tamamen bizden biri olabilir ve halkınızla aramızdaki arabulucular olabilirsiniz, mesajı isteniyor. Bir göçmen, kültürü sadece başkalarının değil kendisinin de gözünden düştüğü için kendi inancını simgelerini sürekli olarak açığa vurma gereksinimi duyuyor. Yetkililer göçmenlerin dinsel aidiyetlerine takılıp kalarak onların kültürel açıdan kabul görme ihtiyaçlarını göz ardı ediyorlar.”
Çivisi Çıkmış Dünya, Amin Maalouf, YKY, 2017. Sayfa 170, 179, 181, 182.

“Bu heykel, Türk ve Yunan halkları arasında savaştan dolayı yaşanan acıları ve mübadeleyi temsil ediyor. Heykelin adı Küçük Asyalı Anne ya da Anadolulu Anne. Anne ya da çocukların üzerinde herhangi bir dini ya da milliyeti sembolize eden bir şey yok. Onların Türk, Yunan veya Müslüman ya da Hristiyan olduğunu iddia etmek yerine, savaşın din, milliyet dinlemeden her iki tarafa da büyük acılar yaşattığını söyleyebiliriz. Bundan yaklaşık 100 yıl önce Lozan Antlaşması uyarınca bir nüfus mübadelesi yaşandı. Anadolu’da yaşayan 1.200.000 Rum Yunanistan’a; Yunanistan’da yaşayan yaklaşıp 500.000 Müslüman da Türkiye’ye mecburi olarak göç etti. Türkçeden başka dil bilmeyen Karamanlılar da Yunanca bilmeyen Ermeniler de mübadele ile Yunanistan’a gitmek, doğup büyüdükleri topraklarını, evlerini, işlerini, komşularını bırakıp göç etmek zorunda kaldılar. Midilli’de nüfusun önemli bir kısmı Ayvalık’tan, Cunda’dan, Bergama’dan, Edremit’ten, Menemen’den ve civarı yerlerden gelmiştir, Anadolu göçmenidirler.”
Tanrı’nın Yalnız Çocukları, Metin Yaban, Doğan Kitap, 2025. Sayfa 160. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2025.
“Amerikan ‘melting-pot’unda, art arta gelen göçmenliklerin silinmez izi vardır. Melting-pot bir milletin, içinde yaşayan diğer etnik grupların kültürlerini yok ederek eritmesi, kendine benzetmesi ya da yepyeni başka bir şey yaratmasına denir.”
Romain Gary, Dominique Bona, Tefrika Yayınları, 2017. Sayfa 199.
“Yeni gelenler ve şüpheli adları olanlar her yerde en vatansever kişilerdir, soylu ya da alçakça, temiz ya da pis yollardan hizmet vermeye en hazır olanlardır, minnet duygusuyla kendilerini sunarlar…..İngiltere’deki hayatında Mountbatten olan zengin Avusturyalı Battenberg gibi.”
Yarınki Yüzün Birinci Cilt, Javier Marias, Metis Yayınları, 2024. Sayfa 66. Sayfa 66.


Leave A Reply