Göç, yalnızca hareketle tanımlanamaz; mekan değişimini ve hane bağlarının kopmasını da kapsar. Çingenelerin hareketi, kültürel yaşamda hiçbir önemli değişiklik getirmediği için sosyal bir olgu olarak değil coğrafi bir vaka olarak algılanır. Çingeneler, eski kavim düzenlerini ve geleneklerini sürdürürler. Topluluklarla ilişkileri sosyal olmaktan ziyade simbiyotiktir.
Göç, kişilikte değişime yol açar. Daha önce gelenek ve adetler tarafından kontrol edilen enerjiler serbest kalır. Birey yeni maceralar için özgürdür ve kontrolden yoksundur. Göçmenin zihninde bölünmüş benlik oluşabilir; eski ve yeni benliğin çatışması yaşanabilir. Aynı anda hem bir Alman hem bir Yahudi olma çabasındaki yazar Heinrich Heine (1797-1856), her ikisine de hiçbir zaman tümüyle ait olmadığı iki dünyada yaşamaya mahkum olmuş ve yazılarına da bu iç çatışması yansımıştır.
Ahlaki ikilik ve çatışma muhtemelen eski alışkanlıkların köşeye atıldığı ve yenilerinin henüz oluşmadığı geçiş dönemi sürecinde her göçmenin niteliğidir, denebilir.
Irkların kültürel asimilasyonuna başlıca engel, bu ırkların değişik zihinsel özellikleri değil, farklı fiziksel karakterleridir. Bir çekik gözlü ve bir siyahi, beyaz nüfusun içinde kaybolabilecek bir birey haline gelemez.
En fazla uyum göstermesi beklenen kişiler, bir azınlık gruba ya da ülkede daha aşağı bir statüye sahip grubun üyeleridir. Daha güçlü ya da baskın olan grubun diğerlerine uyum sağlaması beklenmez. Uyum sağlaması, ayak uydurması ve asimile olması ya da uzakta durması beklenen tabi gruptur.
Biri beyaz biri siyah ırka mensup anne-babanın çocuğu, siyah statüsünü kabul etmek zorundadır ve bu da çocuğa beyaz olmayan grubun bakacağı anlamına gelir.


Angels Unawares, Timothy Schmalz (1969-), 2017.
Bu bronz heykelde, bir gemi üzerinde, ortalarında sadece kanatlarını gördüğümüz bir meleğin de bulunduğu bir göçmen topluluğunu yeni ufuklara doğru yol alırken görüyoruz.
Kanadalı heykeltıraş ilhamını, misafirperverliğin önemini vurgulayan, Kitab-ı Mukaddes‘in Yeni Ahit kısmında İbranilere Mektup bölümünde yer alan (İbraniler 13:2) ayetten almıştır. Ayet, “Konuksever olmaktan geri durmayın. Çünkü bu sayede bazıları bilmeden melekleri konuk ettiler,” demektedir. ‘Bilmeden melekleri konuk ettiler’ ifadesi, bazı Eski Ahit hikayelerine göndermedir. İbrahim Peygamber, Mamre meşeliğinde yanına gelen üç yabancıyı ağırlamıştır, bu yabancılar aslında Tanrı’nın habercileridir (Yaratılış 18). Benzer şekilde Lut da Sodom‘da melekleri ağırlamıştır (Yaratılış 19).
Ayet, ilk yüzyıldaki Hıristiyan topluluklarına yabancıları ve seyahat eden müminleri evlerinde ağırlamaları yönünde bir çağrıdır. O dönemde hanlar güvenli veya temiz olmadığı için bu dayanışma çok önemliydi.
Günümüz göçmenlerini temsil eden eser, yabancılara ve yardıma muhtaç insanlara karşı şefkatli olunması gerektiğini, sıradan bir yabancının aslında kutsal bir varlık (melek) olabileceğini vurgulayan ayeti çok iyi ifade ettiği düşünüldüğü için büyüğü de St. Peter Meydanı’na konmuş, burada gördüğümüz de Papa tarafından kutsanmıştır.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu, St. Paul Bazilikası , Roma, 2026.
Yararlanılan Kaynaklar
İnsan Göçü ve Marjinal İnsan, Robert E. Park, Yabancı, Heretik Yayınları, 2016. Sayfa 75-82.
Marjinal İnsan Meselesi, Everett V. Stonequist, Yabancı, Heretik Yayınları, 2016. Sayfa 83-96.


Leave A Reply