Güneş, Ay, hayvanlar ve ormanlara taparlardı. Ayinlerinde dans edilirdi. Şehirlerde, açık havada veya mağaralarda tapınıldığı; ayin saunaları ve taş sunakları olduğu biliniyor.
Kelt inançları, daha çok Roma’lı yazarlardan öğrenilmektedir. Ayrıca İrlanda edebiyatı, Keltler’in mitolojik öyküleri için önemli bir kaynaktır. Keltler’in ağaç ve hayvan tapımları evresinden geçtikleri anlaşılmaktadır. Bazı araştırmacılar, meşe ağacına ‘Keltler’in Zeus’u’ derlermiş. Tanrıçalarından biri ayı tanrıçaydı. Günümüzde de birçok çan kulesinde bulunan horoz, yıldırımdan koruduğuna inanılan Keltler’in horoz tanrısıdır. At eti yememek gibi yiyeceklerle ilgili birtakım yasaklar da hayvan tapımının ürünleridir. Çocukların, silahlı babalarının yanına yaklaşması yasaktı. Bu yüzden çocukların rahiplerin yanında büyütüldüğü, yatılı okul geleneğinin de böylece ortaya çıktığı söylenir (1).

Mezar buluntuları.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Madrid, 2026.
Kelt halkının eski inançlarını Batı Avrupa’daki diğer halklardan daha iyi koruduğu düşünülür. Keltler tarafından sistemli biçimde uygulanan, ateşte yakarak insan kurban etme adetlerini, coğrafyacı Strabon’dan, tarihçi Diodoros’tan ve Galya Keltlerini ele geçiren Jul Sezar’ın notlarından öğreniyoruz.
MÖ 2. yüzyıl sonlarında Galya Keltleri, yargılanmış suçluları her beş yılda bir yapılan büyük bir şenlikte tanrılara kurban edilmek üzere saklarlardı. Bu kurbanların sayısı ne kadar çok olursa toprağın veriminin o kadar yüksek olacağına inanırlardı. Yeteri kadar suçlu olmadığında savaş esirlerini kullanırlardı. Kimi oklarla vurulur, kimi kazığa oturtulur kimileriyse canlı canlı yakılırdı.
Sepetlik sazlardan ya da otlardan dev tasvirler yapılır, canlı erkekler, sığırlar, başka hayvanlar bu tasvirlerin içine doldurulur, tasvirler tutuşturulur, bunlar içlerindeki canlılarla birlikte yanardı. Bu beş yıllık şenliklerden başka, yılda bir, daha küçük ölçekte şenlikler de yapılırdı. İşte bu şenlikleri yönetecek bir rahip sınıfı olması gerektiği düşünülüyor. Bu dev tasvirler, ağaç ruhu ya da bitki ruhu olarak görülürdü. 16. yüzyılda Londra’da, yaz dönümü eğlencelerinde yürüyen dev tasvirler yapıldığı, içlerinin kağıt dolu olduğunu biliyoruz. Paris’te her yıl sepet söğüdünden büyük bir tasvir yapılır, sokaklarda gezdirilir, 3 Temmuz’da törenle yakılır, seyirciler Salve Regina’yı söylerler, yanmış parçalar kapışılırdı. Bu töre 1743’te kalktı. Avrupa’nın birçok yerinde yakılan şenlik ateşleri, bu adetin devamı olarak düşünülüyor. Bretagne, Cornwall, Galler, Adam Adası, İskoçya, İrlanda’da yaz dönümü ateş şenlikleri devam etmiştir. İskoçya’da Kelt ateş şenliğinin Beltane’da 1 Mayıs’ta ve Hallow E’en’de Cadılar Bayramı bu kapsamda düşünülüyor. Cadılar Bayramı, iki bin yıl öncesine dayanan Kelt geleneğidir. Pagan Keltler, güneş sezonunun sonu, karanlık ve soğukların başladığı 1 Kasım’ı yeni yıl olarak kabul ediyor ve garip kostümler giyip hayvan boynuzu takıp kutlama yapıyorlardı. Daha sonra Romalılar bu geleneği alarak, meyve ve ağaç tanrıçası Pomona’nın şerefine, ölüler bayramı olarak kutlamaya başlamıştı.
Keltler, ökseotundan ve onun üzerinde büyüdüğü meşeden daha kutsal bir şey tanımazlardı. En kutsal korular, meşe korularıydı. Meşe ağacının üzerinde ne yetişirse kutsal olduğuna, bu ağacın tanrılar tarafından seçildiğini düşünürlerdi. Ökseotundan hazırlanan bir ilacın kısır hayvanları yavrulatacağına, bu bitkinin her tür zehre karşı ilaç olduğuna inanırlardı.
Keltler’e göre, bir dış ruh vardı. O ölmeden canlı ölmezdi. Yaşam bir yumurtanın içindeydi; yumurta bir kumrunun içindeydi, kumru bir tavşanın içinde, tavşan bir kurdun içinde, kurt ise deniz dibindeki demir bir kasanın içindeydi. O yumurtayı ezmeden, örneğin bir devden kurtulmak mümkün değildi. Dış ruh kavramı, birçok halkın öyküsünde kendisine yer bulmuş (2).
Yararlanılan Kaynaklar
(1) Dünya İnançları Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, 1993. Sayfa 249.
(2) Altın Dal, Cilt 2, James G. Frazer, Payel Yayınları, 1992. Sayfa 255-260, 284.


Leave A Reply