19. yüzyıl Rus milliyetçiliği için 1812 başlangıç tarihi olarak kabul edilebilir. 1812 Savaşı, Rusya’nın aristokrasi kültüründe çok önemli bir dönüm noktasıdır. Fransız İmparatorluğu’ndan kurtuluşun savaşı aynı zamanda yabancı/ithal adetlerden kurtulup Rus prensipleriyle yeni bir hayata başlama isteği yaratmıştır.
Dekabrist lider Albay Pavel İvanoviç Pestel, ‘Büyük Rus çıkarları’ doğrultusunda yönetilen bir ulus devlet istiyordu. Diğer ulusal gruplar, Finlandiyalılar, Gürcüler ve Ukraynalılar vb. farklılıklarını yok etmeye zorlanıp ‘Rus yapılacaklardı’. Sadece Yahudiler bu asimilasyondan muaftı ve Pestel’e göre Rusya’dan sınır dışı edilmeliydiler. Bu tür tavırlar Rus İmparatorluğu’nu akıllarındaki Avrupa ulus devletleri modelinde yeniden biçimlendirmek için çabalayan Dekabristler arasında olağandı. Polonyalı milliyetçiler, bağımsızlıkları karşılığında işbirliği yapmayı kabul etmişti.
Toplumda birçok değişim yaşanıyordu:
Yerel el sanatları moda oldu.
İthal porselenler yerine kırsal yaşantı sahnelerinin bulunduğu Rus porselenleri tercih ediliyordu.
Serf zanaatçıların rustik tasarımları, zarif ithal mobilyalarla rekabet etmeye başladı.
Eğlence de Ruslaşıyordu. Petersburg balolarında 1812’den sonra Rus dansları moda oldu.
Taşrada ya da banliyödeki kır evi daça’nın ulusal bir gelenek olarak ortaya çıkışı da bu zamana rastlar; daça sahibi olmak, 19. yüzyılın son 10 yılında kitle fenomeni haline gelmişti. Daça modası, orta tabakaya da yayılmıştı. Daçalar, Rus biçimi bir rahatlama ve arayış içindi; ormanda mantar toplamak, reçel yapmak, semaverden çay içmek, balıkçılık, avcılık, hamama gitmek ya da bütün günü Şark halatı içinde geçirmek içindi. Taşrada bir ay geçirmek, soylunun, Rus ortamında daha fazla kendisi olmasına yardımcı oluyordu. Gündelik Rus kıyafetleri giymek; kvaslı yaz çorbası (Okroshka), balıklı jöle, mantar turşusu, reçelli çay, vişne likörü gibi basit Rus yemekleri daça yaşam tarzıyla eş anlamlıydı. Daça modası, Rus kırsalına karşı duyulan büyük sevginin somutlaşmasıydı.

Tiflis yakınlarında gittiğimiz açık hava müzesinde eski daça’ların yeniden yapımlarını görmüş, birçok daça gezmiştik. İçlerinde kıymetli evrak saklanan geçme kilitli kutu, her evde ocağın üzerinde bulunan açıklık, üzeri güneş sembollü sandıkları, sedirleri, mutfakları, dolapları, bahçelerinde kuyuları, yerden yükseltilmiş erzak depoları, şarap yaparken kullandıkları küvetleri ile tüm bir canlandırma yapılmıştı.
Kars’ta, Sarıkamış‘ın kuzeybatısındaki çam ormanı içerisinde tahrip olmaya bırakılmış 1896 yılında Çar II. Nikola tarafından yaptırılmış Katerina Av Köşkü de keşke böyle gezilebiliyor olsaydı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2006.
1812’den sonra Rus giyim biçimleri de moda oldu. Kadınlar, sarayda, balo ve resepsiyonlarda sarafan tünik ve eski Moskovi başlığı kokşnik ile tamamlanmış ulusal kıyafetlerle görülmeye başladılar.
Rus şalı öyle popüler oldu ki bunları üreten serf atölyeleri doğdu.
Geleneksel olarak köylüler tarafından giyilen kısa kaftan, putyovka soylu erkeklerin gardırobuna eklendi. Bu tür kıyafetler kişinin Rusluğuyla ilgili bilinçli bir beyanda bulunması olarak kabul ediliyordu.
1800’lerden önce soylular her yere araba ile giderdi. Çar I. Aleksandr (1801-1825) günlük yürüyüşlere başlayınca Petersburg’da ‘imparatorluk turu’ yapmak moda oldu.
18. yüzyılın son yıllarında Avrupa’da da doğaya ve sadeliğe dönüş vardı ama bu, Avrupa’da Romantik fikirlerin etkisiyle olurken Rusya’daki doğal modasının ulusal bir boyutu vardı.
Nataşa’nın Dansı, Orlando Figes, YKY, 2021. Sayfa 100-123.


Leave A Reply