
Erich Fromm’un 1976 tarihli tezi ile aynı adı taşıyan, “to have or to be”, Güney Koreli sanatçı Choi’nin 2008 yılında Dublin’de açtığı sergisinde yer alan bir eseri.
www.recirca.com
“Sahip olmak” şeylere, nesnelere ilişkin iken, “olmak” yaşantılara ve bazı içsel süreçlere ilişkindir. Bağımsızlık, özgürlük ve eleştirel düşünce “olmak” ilkesinin ön koşullarıdır.
“Olmak” için, ben tutkusundan ve herşeyi kendi çıkarlarımızın açısından değerlendirmekten sıyrılmak gerekir.
Üretme sürecinde kişinin güç ve yetenekleri dışa yansır. Bu verimli aktivitede ortaya yeni ve özgün şeyler çıkar. Bunu, yaratıcılık ile karıştırmamak gerekir. Burada önemli olan aktivitenin ürünü değil, kalitesidir. Hatta hiçbir şey varedilmemiş olabilir. Verimlilik her insanda var olan bir karakter özelliğidir. Verimli insan el sürdüğü her şeye can verir, kendi yeteneklerini hareketlendirirken başka insan ve eşyalara da can verir.
“Olmak”, yüzeysel görüntüleri aşıp, onların ardındaki gerçeği kavramakla gerçekleşebilir.
İnsanlarda doğumla birlikte gelen ve en derinde yatan istek “olmak” eğilimidir, diyor Erich Fromm.
Yalnız hissetmekten kurtulabilmek için, hem diğer insanlar, hem de doğa ile “bir olmak” duygusunu yaratmak zorundayız.
Çoğunlukta “sahip olmak” ve “olmak” öğeleri beraber bulunuyorlar. Hangisinin bastırılıp hangisinin öne çıkacağı çevresel etkenler tarafından belirleniyor.
“Sahip olma” ve kabullenme arasındaki, başkalarının dayattığı kimlikle kişinin kendi keşfettiği kimlik arasındaki muğlak alanda, okuma deneyimi yatar, diyor Alberto Manguel.
Güven/Güvensizlik: Eğer insan yalnızca “sahip olduğu” şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde geriye yenilmiş, moralsiz, yıkık bir kişi kalır. “Olmak” kavramında ise, sahip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan güvensizlik yoktur. Kişilik, “olmak” tarafından belirleniyorsa bunu kimse alamaz, kişiliğin yıkılması tehlikesi olmaz. “Sahip olmak” durumunda, kişinin sahip olduğu şeyler kullanım sonucunda azalırken, “olmak”da uygulama ve kullanımın artması, kullanılan şeyin fazlalaşmasına yol açar.
“Olmak” ilkesine güveni sarsacak şeyler kendi yanlışlarımızdan kaynaklanır: Yaşama inanıp, onu sevmemekten; verimli güçleri kullanmamaktan; geriletici eğilimlere kapılmaktan; içsel tembellikten ve başkalarına kendi yaşantımızı belirleme hakkı tanımaktan…
Dayanışma/Uzlaşmazlık: “Sahip olmak” güdüsünün etkisindeki bir kimse, sevdiği, beğendiği insanlara sahip olmak ister. “Olmak” biçimindeki davranışta ise, ilgi duyulan kişinin yanında bulunmaktan zevk alınır. “Sahip olmak” ilkesine göre kurulan ilişkilerde, düşmanlık, uzlaşmazlık ve korku duyguları egemendir.
Sevinç/Hoşnutluk: Hoşnutluk bir arzunun aktif bir çaba gerekmeden tatmin edilmesidir. Dilediğince yemek yemek, piyangodan para çıkması, cinsel haz gibi. Ama bu, içsel bir aktiviteye karşılık değildir. İnsanların sorunlarına uygun çözümler getirmek, bireyleri güçlendirmek ve geliştirmek ise içsel bir aktivitedir ve kişinin içinin tam bir sevinçle dolmasına yol açar. Sevinç erişilen bir düzey, duygusal bir durumdur. Sevinç, anlık bir alev değil, “olmak” kavramının doğasına uygun, bir kor olarak tanımlanabilir. Akıl ve sevgi özelliklerinden kopuk bir çaba sadece anlık bir haz getirebilir. Sevgi olmaksızın, fiziksel ilişkilerden sevinç duymak mümkün değildir.
Günah/Bağışlanma: “Sahip olmak” otoriter, “olmak” ise anti-otoriter bir yaşam anlayışına işaret eder. “Sahip olmak” türündeki bir yaşam anlayışında günah, pişmanlık, ceza ve artan bir teslimiyet çizgisi izler. “Olmak”ta ise günah insan doğasının bir sonucu olarak algılanır.
Ölümden korkmak/Yaşamın doğrulanması: Yaşamı sahip olunacak bir mal gibi gören kişinin ölümden korkması doğaldır. Duyulan korku ölümden değil, sahip olunan şeyleri kaybetmek ve hiçbir şeye sahip olamayacağımız bir yok olma haline sürüklenmekten korkmaktır. Sevilenlerden ayrılmak, onları üzmekten korkmak konu dışında tutulduğunda, “sahip olmak” tutkusundan ve ben merkezci bir yaşam anlayışından sıyrıldığı oranda kişi ölümden korkmaz.
Burada ve şimdi/Geçmiş ve gelecek: “Olmak” ilkesi yalnızca burada ve şimdi vardır. Geçmiş ve gelecek “sahip olmak” kavramının özelliğidir.
Fromm, “Yeni İnsan”ın yeteneklerini şöyle sıralamış:
- “Olabilmek” için “sahip olmak” kökenli davranış biçimlerinden vazgeçmeye hazır olmak.
- Doğaya ve insanlara “sahip olmak” yerine olaylara ve şeylere ilgi, sevgi ve dayanışma ile bakmayı öğrenmek.
- Yaşamımıza kendi dışımızda hiç kimsenin bir anlam veremeyeceğini fark etmek.
- İnsanın kendini tam olarak gerçekleştirmesi yeteneklerini kazanması.
- Sevinci istifçilikte ve başkalarının yarattıklarını tüketmekte değil, vermekte ve paylaşmakta bulmak.
- Yaşama karşı saygı ve sevgi duymak.
- İhtiras, nefret, kıskançlık ve hayalleri inebilecekleri en alt düzeyde tutmaya çalışmak.
- Kendini aldatma ihtiyacını duymayacak bir olgunluk düzeyine ulaşmak.
- Kendini sevme ve eleştirel düşünce yeteneklerini geliştirmek.
- İnsan varoluşunun sınırlarını ve kısıtlılığını kavramak.
- Yaşamın en yüce amacının kişiliklerin gelişip, güçlenmesi olduğunu kabul etmek.
- Bu amaca ulaşmak için disiplin ve gerçeği tanımanın gerekli olduğunu bilmek.
- Başkalarını yanıltmamak, ama başkalarının da bizi yanıltmasına izin vermemek. Çok duygusal ve çocuksu olmamak.
- Kendini tanımak. Bilinçaltını da tanımaya çalışmak.
- Doğayı bozmak ve sömürmek yerine, onu anlamaya, onunla işbirliğine girmeye çalışmak.
- Elden geldiğince bilinçli ve yoğun yaşamak.
Sonuç olarak diyebiliriz ki “Sahip olmak”, diğer bir deyişle “olmamak”tır.



Leave A Reply