Musorgski, neredeyse bütün hayatını Petersburg’da geçirmişti. Besteci, 1859 yılında Moskova’ya yaptığı ilk seyahatte Moskova’nın “Rusluğuna” aşık olmuştu. Musorgski için Moskova, Rus topraklarının sembolüydü. Bu durum, genç bestecinin akıl hocası olan Balakirev’in hiç hoşuna gitmemişti. Ulusalcı okul öncülüğüne rağmen Balakirev, bir Batıcıydı, Moskova’yı dar kafalı ve arkaik olarak aşağı gören, büyük bir Petersburg aşığıydı. Musorgski, yaz aylarını Moskova yakınlarında geçirmeye başladı. Musorgski Ailesi’nin 110 bin hektar toprağı -18 köy- ve 1861’de serfliğin kaldırılmasından önce toplam 400 serf nüfusu vardı. St. Petersburg’da bir serseri olarak görülen Musorgski’nin yeni arkadaşları, bestecinin alkolik davranışlarına St. Petersburg’un vakur bestecilerine oranla daha hoşgörülüydüler. Liszt ve Shumann’ı Rus tarzının başlangıç noktası olarak alan Balakirev Okulu’nun baskısından kurtulan Musorgski daha yerel bir müziği keşfetmeye, eserlerinde Rus folklorunu işlemeye başladı ve Resimler ile müzik için yeni bir Rus dili yarattı.

Moskova’da, Tretyakov Galeri’de sergilenmekte olan, İlya Repin (1844–1930) tarafından 1881 yılında yapılmış, halat giymiş, Rus besteci Modest Musorgski (Modest Mussorgsky) portresi.
Fotoğraf: Wikipedia
Musorgski, Resimler’i Vladimir Stasov’a ithaf etmişti. Stasov, Rusya’nın en büyük yeteneklerinin büyük çoğunluğunu keşfetmiş (Balakirev, Musorgski, Borodin, Rimski-Korsakov, Glazunov, Repin, Kramskoy, Vasnetsov, Antokolski) ve pek çoğuna ilham vermişti (Borodin’in Prens İgor’u, Musorgski’nin Hovanşçina’sı, Balakirev’in Kral Lear’ı, Rimski-Korsakov’un Sadko ve Şehrazad’ı gibi).
Stasov’un bakış açısına göre sanat, ulusal olmalıydı. Ruslar Batı’yı taklit ederek en çok ikinci olabilirlerdi. Avrupa ile yarışan gerçek bir ulusal sanat yaratmalıydılar.
1861 yılında Anton Rubinstein tarafından kurulan Petersburg Konservatuvarı, Bach, Haydn, Mozart ve Beethoven standartlarının etkisi altındaydı. Konservatuvarın koruyucusu ise Alman kökenli Grand Düşes Yelena Pavlovna idi. Rubinstein, Glinka’ya heveskar diyordu; ona göre Rus ulusal müziği hoştu ama sanatsal değerden yoksundu. Ulusalcılar ise Glinka’nın müziğine bayılıyorlardı ve yabancı, hatta Yahudi düşmanlıkları vardı. Ayrıca Alman ilkelerinin Rus biçimlerini boğmasından korkuyorlardı. 1862’de konservatuvara karşı, Bağımsız Müzik Okulu’nu açmışlardı. Bu okul, Rus Beşleri’nin (kuçka) kalesi olmuştu.
Nataşa’nın Dansı, Orlando Figes, YKY, 2021. Sayfa 177-183, 187.


Leave A Reply