
İspanyol koloni toplumu homojen değildi. Kanın saflığına verilen ve İspanya’dan miras alınan önem, Yeni Dünya’da daha da arttı. İmtiyazlar ırka göre belirlendi. Sadece ilk nesil İspanyol göçmenler ve onların lekesiz torunlarına (criollos) üniversiteye gitme, devlet memuru olma, loncaların çoğuna katılma ve vergi muafiyetinden faydalanma hakkı verildi. Melez ırka mensup olanlar melezliğin derecesi ve yerli ya da siyah köle olmasına bağlı olarak hiyerarşik alt gruplara bölündü. Kişi hiyerarşinin ne kadar tepesinde ise servet elde etme ya da evlilik yoluyla crillo sınıfına girme ihtimali o derece artardı. Herkesin yerini bilmesini sağlamak adına ressamlar 16 farklı melezi, farklı deri renklerini ve kanları kirlenmiş olanların fukaralığı ve ahlaki çöküntüsünü gösteren kast portreleri hazırladı. Yeni Dünya’da kilise ve merasimlerde ayrımcılık vardı. Rahibe manastırları sadece saf kanlı kadınları kabul ettiğinden evlere rahibe kıyafetli ya da rahibe adaylarının taktığı çiçekli taçları takmış kadınlara ait resimleri asmak bir sosyal itibar meselesiydi. Bu portrelerle evin saflığı uygulanırdı. En tepede saf ırka mensup bir seçkinler sınıfı ve Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak sınırsız bir otoriteye sahip olan hükümdar yer alırdı (1).
1878 Berlin Kongresi’ne göre artık Sırbistan Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olmayıp tam bağımsız bir devletti. Bosna’nın işgali ve Sırbistan’ın üzerinden Osmanlıların gölgesinin çekilmesiyle “Balkan toplumunun asırlardır medeniyetten uzak yaşadığı, Balkan halklarının fakir ve hastalıklı olduğu” düşünülmüş, Bosna’ya kültürü ve Balkanların geri halklarına temizliği öğretmek Habsburg yetkililerinin vazifesi addedilmişti. Asırlar içinde birbirleri ile karışıp fiziki ve zihni açıdan gerilemiş, hastalıklara ve akıl hastalıklarına karşı savunmasız hale gelmişlerdi. Düşük ahlaki değerleri nedeniyle frengiye karşı da zayıftılar. Habsburglar’ın Balkanlardaki medeniyet yayma vazifesinin ilk adımını temizlik kanunu ve temizlik polisi oluşturdu. Bosnalıların sıhhatinin yerinde olduğu ve zührevi hastalık seviyesinin de Habsburg İmparatorluğu’ndan farklı olmadığı ortaya çıktı. Ama sömürgeleştirme ve medeniyet yayma teşebbüsü ekseriyetle kadınlardaki farklılıkların tespiti ile başlardı. Habsburg İmparatorluğu’nun başka yerlerindeki nüfus sayımlarında lisan alametifarika olarak kabul edilirken Bosna-Hersek’te dini farklılık esas alınmıştı (2).
1888’de Bosna’ya giden Veliaht Prens Rudolf, vazifelerinin buraya “Batı medeniyetini taşımak” olduğunu beyan etmişti. Bu nedenle eyalette okullar, hastaneler, teknik üniversiteler, kömür ve demir madenleri inşa edildi. Tütün ekimi ve işlenmesi, ormanlardan kağıt üretimi başlatıldı. 1000 kilometreden fazla demiryolu döşendi. Bosna ray aralığı sonunda uluslararası bir nitelik kazanıp tüm Avrupa’ya ek olarak Kongo ile Arjantin’de de kullanıldı (3). Ayrıca kafatası ölçenler de göreve çağrıldı. Yahudiler gibi bir yere ait olmayıp dolaşan Sırplar verem, kısırlık, fiziki takatsizlik ve dayanıksızlığa daha meyilliydi ve kökleri olmadığından bu onları kültürel parazitler haline getirmişti. Müslümanlara Sırplar kadar hasmane davranılmadı. Saraybosna Belediye Başkanı Müslüman olduğu gibi Müslümanlar şehir meclisinde de çoğunluğa sahip oldular. Bosna meclis başkanı da Müslümandı. Zaman içerisinde Bosnalı Müslümanların Habsburg İmparatorluğu’na olan sadakati Yahudilerin seviyesine çıkıp orduya destek verdiler. İngiliz Gurkha alayları gibi Bosna alayları da cesaretleri ile nam saldı. 1895’te derlenen Bosnalılar Geliyor marşı hala Avusturya ordusunda en çok rağbet gören marşlardan biridir (4).
Yararlanılan Kaynak
(1) Habsburglar, Martyn Rady, Kronik Kitap, 2022. Sayfa 226, 227.
(2) A.g.e., sayfa 402, 403.
(3) A.g.e., sayfa 404.
(4) A.g.e., sayfa 405.


Leave A Reply