
Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış.
Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi.
Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor.
Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.
Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi). 1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Leave A Reply