Onun etkisine ilk girişim, geçen yüzyılda Prag’a gittiğimde olmuştu. Geçen yıl Torino’da Palazzo Reale’de hasret giderdim. Sizinle de paylaşmak istedim.

19. yüzyılın sonlarında Avrupa’da bir değişim rüzgarı esti. Bu özgür yaratım rüzgarının adı Art Nouveau (Yeni Sanat) idi; doğadan esinlenen kıvrımların sanatıydı. Sanat, bu esintiyle, reklamlarla, mobilyayla, yeni giyim tarzlarıyla günlük hayatın içine girdi. Bir anda her şey yeni stilin ifadesine büründü.
Bu görsel devrimin ikliminde, Çek sanatçı Alphonse Mucha, seçtiği yolla büyük bir etki yarattı. Onun görüşüne göre, sanat, gelip geçici bir moda olamazdı; ebedi idi; insanlığın yolunu aydınlatan bir ışıktı. “Sanat, ‘yeni’ olamaz; ‘modern’ sanat fikrini, kulağa modası geçecekmiş gibi geldiği için itici buluyorum. Sanat, insanın gelişme yolundaki ilerleyişi gibi ebedidir ve işlevi, bu yolu aydınlatmaktır. Sanat da sürekli gelişir ve insanlığın hep birkaç adım önündedir,” demişti.
Mucha, güzelliğin ruhu yükseltme ve insanları iyileştirme gücüne inanmıştır. Hayal gibi ve zarif kadınlarını çiçeklerin, kıvrımlı çizgilerin, doğal sembollerin arasında resmetmiştir. Resimlerindeki her eleman izleyicinin bakışını görsel bir ahenge yönlendirir. Kullanmayı seçtiği her mevsim, çiçek, günün saati basit, evrensel bir dili konuşur. Onun sanatından zevk almak için uzman olmak gerekmez, tasvirlerinin şiirselliği herkesi etkiler.
1894 yılında, henüz ünlü değilken, efsane Sarah Bernhardt için hazırladığı afiş ile o kadar büyük bir başarı elde eder ki altı yıl boyunca bu işe yoğun şekilde devam ettiği gibi ünlü Lefévre-Utile bisküvilerinden Ruinart şampanyalarına, parfümlere kadar birçok Fransız markasının tanıtımını aldığında reklamcılık, bir sanata dönüşür.
Afişleri, sanat eserleri olur; takvimler, kartpostallar ve dergiler için yaptığı çizimler çoğaltılır. ‘Mucha tarzı’ (Le style Mucha) Paris’i kasıp kavurur, Avrupa’ı fetheder ve 1900 yılındaki Dünya Fuarı’nı ele geçirir.

Yazı, müzedeki bilginin tercümesidir.


Leave A Reply