Frederic Jameson, Üçüncü Dünya edebiyatını basmakalıp ve toy olmakla itham eder. Avrupa edebiyatı ile bu ülkelerde üretilen edebiyat arasına kesin bir çizgi çeker. ‘Toplumsal Gerçekçi’ Üçüncü Dünya romanının Batılı okuyucu için her zaman bayat bir tadı olacağını iddia eder. Çünkü modernlik söz konusu olduğunda bu ülkelerin kendileri gibi edebiyatları da az gelişmiş ve gecikmiştir.
Rus düşünür ve edebiyat kuramcısı Mihail Bakhtin’in (1895-1975) roman kuramının temelinde yer alan düşünsel araçlar çok-dillilik (heteroglossia), söyleşimcilik (diyalojizm-dialogism)(farklı diller arasındaki ilişkinin bir türü) ve çok-seslilik’tir (polyphony).

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Feshane, Naile Akıncı Kütüphanesi, 2024.
Bakhtin, diyajolizm’i farklı diller arasındaki ilişkinin bir türü olarak ortaya koyar üç olası biçiminden söz eder:
Yazar ve baş kahraman
Baş kahraman ve diğer karakterler
Metnin dili ve açık ya da kapalı şekilde öykünmelerin yapıldığı diğer metinlerin dili.
Bakhtin’e göre tek bir sesle konuşan, yani monolojik bir anlayış, insan tecrübesini anlatmaktan uzaktır. Ona göre diyalog, yalnızca bir iletişim biçimi değildir, insan tecrübesinin temel özelliğidir, diyalog amacın ta kendisidir. Diyalog bitince her şey sona erer. Bu anlamda diyalojizm insan tecrübesinin ve varoluşunun temelidir. Bağımsız metinlerin birbiriyle ilişkisi de diyaloğun bir parçasıdır. Epik, tek bir sesin iktidarına dayanır. Epik tamamlanmış, roman ise tamamlanmamış bir türdür. Epik dünya, değişime açık olmayan, kapalı bir dünyadır.
Filozof ve edebiyat eleştirmeni Jacques Derrida’ya (1930-2004) göre de metinler birbirinden tamamen bağımsız olamaz.
Alman Filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) romantik çağın son döneminde epik anlatılardan modern roman formuna geçildiğini, dönüşümün asıl sebebinin yükselen burjuvazinin epikte olduğundan çok daha öznel bir anlatı biçimi olan romanı yeğlemesi olduğunu yazar.
Homer’in dönemine ait epiğin aşkın ve dokunulmaz dünyası, yerini romana, geçmişi yeni olasılıklarla şimdiye taşıyabilen, geçmiş edebi biçimleri kendi parçası yapabilen, ucu açık bir ‘şimdi’nin anlatısına bırakır.
Epik, şimdiki zamanla ilişki kurma imkanı sunmayan, tüketilmiş bir geçmişe hapsedilmiştir. Roman ise epiğin dünyasını çağdaşlaştırır.
Ölülerle Konuşmak, Meltem Gürle, İletişim Yayınları, 2018. Sayfa 17, 18, 19, 21, 22.


Leave A Reply