Göçmen düşmanlığı dünyadaki bütün milliyetçiliği birleştiren en güçlü ortak payda olmaya devam ediyor.
2019-2023 yılları arasında zengin ülkelere uzun süreli göç edenlerin sayısı %28 artmış.
Göçmenlerin konut fiyatlarını yukarı çektiği,
Devletin parasını tüketerek sosyal yardım sistemine zarar verdikleri,
Batılı ülkelerin ekonomik başarısının dayandığı kültürü aşındırdıkları,
Refah toplumlarını sürdürülebilir kılmayı imkansızlaştırdıkları,
Üçüncü Dünya ülkelerinden insan ithal edenlerin Üçüncü Dünya ülkesi oldukları,
Nitelikli, son derece motive ve sömürülmeye açık göçmenlerle yerlilerin rekabet etmesinin zor olduğu,
Göçün, Batı’daki refahı yaratan liberal ve açık toplumu erozyona uğrattığı göçmen karşıtlığının tezleri arasında.
Göçmenin beceri düzeyi ile mali etkisi arasında güçlü bir korelasyon olduğu da öne sürülüyor. Lise okumamış bir göçmen maliyetli olurken lisansüstü eğitim görmüş bir göçmenin katkı sağlayacağı düşünülüyor. Dolayısıyla göçmenin nitelikleri de önemli. Ayrıca göçmenlerin ekstra talebi de beraberlerinde getirdikleri bir gerçek.
Göçmen Ülkeye Ne Getirir Ne Götürür?, The Economist/Oksijen, 21-27 Mart 2025.

İstanbul Modern‘deki yerleştirmesinde tüm sergi salonunu ağ benzeri kırmızı ipliklerle saran Chiharu Shiota, bavulları da bu kütlenin içine yerleştirerek ‘yokluk içinde var olma’ temasına vurgu yapıyor. Sanatçının en sık kullandığı renk olan kırmızı ise damarlardaki kanı ve hayatın akışını temsil ederken, metaforik olarak insanları, duyguları ve anıları birbirine bağlıyor. Yerleştirmedeki bavulların her biri sanatçı için bir insanı temsil ediyor. Birbirine kırmızı ipliklerle bağlı bavullar, ev, aidiyet ve kimlik gibi hem kişisel hem de kolektif temaları izleyiciye sorgulatan görsel bir bağlam yaratıyor. Böylece sanatçı zaman, mekan, hareket, bellek kavramlarını da yerleştirmesine katarak, yapıtın tamamlanması için izleyicinin fiziksel ve duygusal olarak yapıtla ilişkiye geçmesini arzuluyor. Bavullar, içinde taşıdıkları nesnelerin ötesinde, duyguları ve anıları da taşıyan, geçmişe ve geleceğe vurgu yapan semboller olarak kullanılıyor.
Dünyalar Arasında sergisi, İstanbul’un kozmopolit kimliği ile sanatçının kendi göç hikayesinden beslenirken, izleyicilerin kendi yaşamlarını, anılarını ve ilişkilerini daha evrensel bir insanlık tanımı içinde düşünebilecekleri bir alan kurguluyor. Böylece sanatçının iplikleri kullanarak yarattığı evren, sadece görsel olarak etkileyici bir mekan sunmakla kalmıyor, insanın iç dünyasının labirentini keşfetmesi için bir davet niteliği taşıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2024.


Leave A Reply