20. yüzyılın başında, tüm dünya edebiyatı için büyük bir kırılma yaşanır. Bu kırılmanın çapını hayal edebilmek için sadece Proust’a bakmak bile yeterli olur. Proust’la birlikte, her biri kendi başına bir edebiyat okulu diyebileceğimiz ve hayatlarını ‘büyük’ eserlere adamış birçok yazar roman sanatına yeni açılımlar getirir.
Aptallık Üzerine, Robert Musil, Sel Yayıncılık, 2018. Musil Üzerine, Ersan Üldes. Sayfa 8.

Fotoğraf: Eylül Görmüş
Paris’te, Vendome Meydanı’ndaki tarihi Ritz Oteli, yazarın Kayıp Zamanın İzinde’yi yazdığı yıllarda müdavimi olduğu, bugün adı Salon Proust olan salonda bir çay içebilmek için çok ileri bir tarihe randevu yapıldığını Serhan Bali’den öğrendim. Proust, şöminenin sağındaki koltukta oturur, gelen giden ekabiri romanları için gözlemlermiş. O köşe de hep dolu oluyormuş (yine Serhan Bali’den).
Proust’un biri hukuk diğeri de felsefe alanında iki lisans derecesi vardı.
Yazdığı ama göndermediği mektuplar da dahil olmak üzere, yazdığı en ufak şeyi bile, müsveddelerini bile büyük bir özenle saklardı.
“Kayıtsız Adam öyküsünü kitabından çıkarmıştır. Bu öyküden ‘budalaca bir öykü’ olarak bahsetmiştir. Öykü son derece sıradandır. Karakterler oldukça beceriksiz ve yüzeyseldir, olay örgüsü nasıl ele alacağını bilmiyor gibidir; öykünün sonu da inandırıcılıktan uzaktır. Yine de, bu öykü birçok yönden gelecekteki yapıtların malzemesini ve tarzını müjdelemektedir.
Kayıtsız Adam’ın konusu aşağı yukarı Swann’ın Bir Aşkı’nın konusu ile aynıdır. Proust’un incelediği ‘açıklaması olmayan bir düşkünlük’tür. Bir karakteri hakkında her şeyi bilmek, Kayıp Zamanın İzinde’nin yazarının kullanacağı yönteme tamamıyla aykırıdır.
Proust, çiçeklere, özellikle de krizantemlerle orkidelere ve sanat eserlerine önemli bir rol biçer. Bu yöntemle aşkın, kadın kahraman üzerindeki etkilerini çiçeklere karşı olan tutumu ile ortaya koyar. Odette ile Botticelli’nin portresi arasındaki benzerlik, onu Swann’ın gözünde değerli kılar.
Proust, Kayıtsız Adam’da yer alan aynı ayrıntıların bazılarını, aynı etkiyi yaratan bazı diğerlerini ve aynı fikirlerin bazılarını gelecekteki yapıtlarında da kullanmıştır,” diye yazmıştır Philip Kolb (1907-1992).
Kayıtsız Adam, Marcel Proust, YKY, 2024. Sayfa 9, 12,16, 19-28.
“Woolf ve Tanpınar’da olduğu gibi Proust’ta da zaman eserin akışını etkileyen, olayların sırasını belirleyen bir öğe değil, adeta bütün bir yaratının öznesidir. Proust yedi ciltlik çok karakterli ve çok olaylı romanı Kayıp Zamanın İzinde’de, artık sadece bellekte var olan, şimdiki zamandan uzaklaşmış bir zamanın peşindedir. Kah hayal dünyasında yaratarak, kah otobiyografik malzeme kullanarak anlattığı olaylar ve karakterler adeta zaman kavramını sorgulamak için araçtır. Anlatıcı, anlatısında geçmiş zamanı yeniden yaratarak geçmişin hazlarını duymanın ihtiyacındadır. Algı, şimdiki zamanı yaşamak için değil, bellekteki imgeleri harekete geçirmek için etkindir. Proust için ne şimdiyi duyumsamak ne de geleceğe dair hayal kurmak önemlidir. O, romanlarında sahip olduğu zamanı, geçmişi yeniden yaşamak için kullanır. Bir fincan çaya batırılan madlende olduğu gibi etrafındaki nesnelerde ekseriyetle geçmiş zamanın izlerini bulmaya çalışır.”
Woolf, Proust ve Tanpınar’da Zaman, Merve Küçüksarp, https://bianet.org, 27 Ocak 2018.
Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak, Mehmet Rıfat, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.


Leave A Reply