
Marcello Mastroianni (1924-1996).
Fotoğraf: biyografiler.com
“Paradoxe sur le commedien’de (Aktörlük Hakkında Aykırı Düşünceler), Diderot oyuncu ile komedyeni büyük bir açıklıkla birbirinden ayırır. Oyuncu o kişiliğe girerken, komedyen onu özümser; oyuncu kendi kişiliğinin kuvvetiyle o karaktere bürünürken, komedyen kişiliğini siler. Diderot yeğlediği yorumu komedyen lehine kullanır. O, Clark Gable’ı, John Wayne’i, Gary Cooper’ı görseydi sevmezdi, çünkü onlar kimi yorumlarlarsa yorumlasınlar dayanılmaz biçimde kendileri oluyorlardı, hiç değişme göstermeden, hep kendileri oluyorlardı. Bu oyuncular (bugün artık yoklar), göründükleri anda, perdeyi doldurmaya yetiyorlardı. Bunun için karakterleri yorumlamaları gerekmiyordu.
Kişisel olarak – belki tiyatroyla başladığım için, burada karakterler pek seyrek olarak yinelenir- hep aynı role bağlı kalmaya tahammül edemedim. Bence oyuncu iyi ya da kötü neyse, sürekli deri değiştirmelidir; bu onu yüceltmedir: Var olmanın büyüsü, her defasında başka biri olmasıdır; oysa bu bir yanılsamadır, çünkü kişiliğinin, doğasının yüzde ellisi hep aynı kalır. Bıyık, sakal, makyaj elbette kullanırsın, bu saklanmaya yarar, hatta bazen sizden çok uzak kişiliklere ‘girmenize’ yardım eder, ama temelde….
Diderot, duygusallığın oyuncuyu vasat kıldığını düşünür ve ben de haklı buluyorum: Oyuncuyu büyük yapan akıl ve soğukkanlılıktır. Diderot’ya göre, içgüdüleriyle, yüreğiyle oynayan oyuncunun iyi, kötü, verimli, verimsiz günleri vardır. Kontrolü elden bırakmayan oyuncu güçlü ve gerçektir. İçgüdüyle kontrol, beyinle yüreğin arasına tam bir sınır koymak mümkün mü, bilmiyorum.”
Hatırlıyorum, Marcello Mastroianni, Can Yayınları, 1999. Sayfa 96, 99.


Leave A Reply